Make your own free website on Tripod.com

Taharet Hükümleri

  İÇİNDEKİLER

Suların Hükmü

 

S.74: Tazyiksiz olarak yukarıdan aşağıya doğru akan azsuyun alt tarafı necise ulaşırsa, üst tarafının hükmü nedir?

C: Eğilimi, “su yukarıdan aşağıya doğru akıyor” denecek miktarda olursa, yukarıdan aşağı doğru akan suyun üst tarafı temizdir.

S.75: Necis olan bir kumaşı, akar su veya kür suda yıkarken pâk olması için onu suyun dışında mı sıkmak gerekir, yoksa suyun içinde de sıkmak yeterli midir?

C: Necis olan kumaş ve benzerini akar su veya kür suda yıkarken sıkmak şart değildir. Hızla haraket ettirmek gibi herhangi bir yolla onun içindeki suyun dışarı çıkarılması yeterlidir.

S.76: İçindeki doğal tuz sebebiyle yoğunlaşan deniz suları, örneğin, Urumiye gölünün suyu ve ondan daha katı olan sularla abdest alma ve gusletmenin hükmü nedir?

C: Suyun, içindeki tuz dolayısıyla yoğunlaşması, ona mutlak su denilmesine mani olmaz; mutlak suyla ilgili şer'î hükümlerin bir su hakkında geçerli olmasındaki ölçü, halkın ona mutlak su demesinden ibarettir.

S.77: Bir suya kür hükmünü uygulamak için onun kür olduğunun bilinmesi farz mıdır, yoksa önceden kür olduğu bilinirse şimdi de kür olduğuna karar verilebilir mi? Mesela; Tren deposu ve benzerlerinde olan sular gibi?

C: Suyun önceden kür olduğu bilinirse, yine de kür olduğuna karar verilmesi câizdir (kür su hükmündedir).

S.78: İmam Humeyni'nin İlmihal'inin 147. meselesinde şöyle bir fetva yeralmıştır: “İyiyi kötüden ayırteden çocuğun taharet ve necaset hakkındaki sözüne, baliğ oluncaya kadar itibar edilmez.” Bu fetva pratikte bir çok zorluklara sebep oluyor. Bu durum karşısında şer'î görevimiz nedir?

C: Bulûğ çağına yakın bir yaşta olan çocuğun sözüne itibar edilir.

S.79: Bazen suya klor gibi bazı maddeler döküldüğünde su süt rengini alıyor; böyle bir suya muzaf su denilir mi? Ve böyle bir suyu abdest alma ve diğer pâklik işlerinde kullanmanın hükmü nedir?

C: Bu su, muzaf su hükmünde değildir?

S.80: Bir şeyi temizlemede akar su ile kür su arasında bir fark var mıdır?

C: Bu açıdan bu ikisi arasında hiç bir fark yoktur.

S.81: Kaynatılarak buharlaştırılan tuzlu suyun buharından oluşan su ile abdest alınabilir mi?

C: Kaynayan tuzlu suyun buharından oluşan su damlalarına mutlak su denilirse, mutlak su hükmündedir.

S.82: Necis olan elbiseleri çok su ile yıkarken sıkmak gerekiyor mu? Yoksa necasetin akıp gitmesinden sonra üzerinden su akması yeterli midir?

C: Çok suda necasetin bertaraf olmasından sonra silkelemekle bile olsa suyun ona nüfuz ederek ayrılması yeterlidir ve sıkmaya gerek yoktur.

S.83: Necis olan büyük bir sergiyi veya halıyı musluk suyu ile yıkadığımızda, sadece necis olan yere borulardan gelen suyun akıtılması yeterli midir? Yoksa artık suyun ondan ayrılması da mı gerekiyor?

C: Borulardan akan suyla temizlerken artık suyun çıkarılması veya çıkması şart değildir; ayn-ı necisin (necisin kendisinin) giderilmesinden sonra suyun necis olan yere ulaşıp akmasıyla o şey pâk olur.

S.84: Ayağın altı necis olduğunda pâk olması için onbeş adım yürümek şarttır. Acaba; bu onbeş adım yürümek ayn-ı necaset yok olduktan sonra mıdır, yoksa ayn-ı necaset giderilmeden de yeterli midir? Başka bir ifadeyle; onbeş adım yürümekle ayak altındaki ayn-ı necaset yok olursa ayak altı pâk olur mu?

C: Onbeş adım yürümek ölçü değildir, ayn-ı necasetin yok olacağı kadar yürümek yeterlidiri. Eğer; ayn-ı necis daha az yürümekle de giderilirse ayak altı pâk olur.

S.85: Asfalt vb. şeylerle döşenmiş olan caddelerde yürümek, toprak gibi ayak altını temizler mi?

C: Asfalt vb. şeylerle döşenmiş olan caddeler ayak altını ve ayakkabı gibi ayağı koruyan şeyleri pâk etmez.

S.86: Güneş pâkedici midir? Eğer pâkediciyse şartları nelerdir?

C: Ayn-ı necis giderildikten sonra güneş vurmasıyla yer, bina gibi büyük gayri menkuller, binaya çakılı olan şeyler ve onda kullanılan tahta, kapı ve benzerleri temizlenir. Ancak; güneş vurduğunda onların ıslak olması şarttır.

S.87: Yıkanırken renk veren necis olmuş elbise nasıl pâk olur?

C: Elbisenin rengi suyu muzaf etmezse, üzerine su dökmekle pâk olur.

S.88: Guslederken şahsın kullandığı kova ve benzeri kablara su sıçramaktadır. Acaba; bu su pâk kalır mı ve bu suyla gusül tamamlanabilir mi?

C: Söz konusu kovaya damlayan su, bedenin pâk yerinden olursa, su pâktır ve onunla guslü tamamlamanın bir sakıncası yoktur.

S.89: Necis çamur ile yapılan tandırın temizlenmesi mümkün müdür?

C: Yıkanarak onun yüzeyi temizlenebilir. Tandırın, hamur yapışan yüzeyinin temizlenmesi yeterlidir.

S.90: Hayvandan çıkarılarak yeni bir özellik alacak şekilde üzerinde kimyasal işlem yapılan necis yağlar necisliğinde bâki kalır mı, yoksa ona istihale hükmü mü uygulanır?

C: Necis maddelerin veya hayvandan alınan haram parçaların temiz ve helal olmaları için onlara yeni bir özellik kazandıracak şekilde üzerlerinde kimyasal işlem yapılması yeterli değildir.

S.91: Köyümüzdeki hamamda oluşan buhar, hamamın düz tavanına ulaştıktan sonra su damlacıkları halinde yıkanan kimselerin üzerine damlıyor. Acaba; bu su damlacıkları pâk mıdır ve bu su damlacıklarının düşmesinden sonra alınan gusül sahih midir?

C: Hamamın buharı ve oluşan su damlacıkları temizdir. Bu su damlacıklarının bedene değmesi guslün sıhhatine bir zarar vermez ve bedeni necis etmez.

S.92: Bilimsel araştırmalara göre, içme suyuna kirletici madensel kalıntıların, bakteri ve mikropların karıştırılması, onun yoğunluğunu yüzde bir bölü on'a vardırıyor. Arıtma tesisleri ise, bu maddeleri sudan arındırarak fiziksel (renk, tad ve koku), kimyasal (kirletici madensel kalıntılardan temizlenmesi) ve sıhhi olma (zararlı mikroplar ve bakterilerden arındırılması) yönünden onu bir çok nehir ve göl suyundan daha temiz ve sağlıklı bir su haline getiriyor. Bu durumda, eğer tasfiye edilen o su necis ise, yapılan bu işlemle pâk olur mu ve ona istihale hükmü uygulanır mı? Yoksa bu arıtmadan sonra elde edilen su necis midir?

C: Su necis olduğu taktirde suyu arıtma, buharlaştırıp tekrar su haline getirme şeklinde olmadıkça, yalnızca kirletici maden kalıntılarını, mikropları, bakterileri ve benzeri şeyleri sudan arıtmakla istihale gerçekleşmez. Ama; her zaman kullanılmış olan suların necis olduğu belli değildir.

S.93: Bölgemizde cenazeye, tahtadan yapılan sedye üzerinde gusül veriyorlar; cenazenin bedeninde ayrıca necis olursa, tahtanın ilk defa dökülen suyu emdiğini dikkate alarak, ölünün temiz olmasıyla birlikte tahta da temiz oluyor mu?

C: Cenazeye gusül verildiğinde onunla birlikte sedye de temiz olur; onun ayrıca yıkanması gerekmez. 

 

Helaya Gitmenin Hükümleri 

S.94: Göçebeler, özellikle de göç zamanlarında idrar mahallini temizlemek için yeterli su bulamıyorlar. Acaba; tahta ve taş parçalarıyla temizlemeleri yeterli midir?

C: İdrar mahalli sudan başka bir şeyle temizlenmez. Ama; suyla temizlemek mümkün olmazsa bu halle kılınan namaz sahihtir.

S.95: Az su ile idrar ve gâit mahallini temizlemenin hükmü nedir?

C: İdrar mahalli, ihtiyat gereği iki defa yıkamakla temizlenir. Gâit mahallini ise, ayn-ı necaset ve eseri giderilinceye kadar yıkamak gerekir.

S.96: Namaz kılanın genel olarak idrar ettikten sonra istibra etmesi gerekir. Ama; idrar yerinin yara olması nedeniyle istibra ettiğimde kan geliyor ve bu kan, yıkamak için kullandığım suya karışarak, beden ve elbisemin necis olmasına sebep oluyor. Eğer, istibra etmezsem, muhtemelen yara iyileşecektir. Dolayısıyla, yaranın devam etmesi istibrayı sürdürdüğümden kaynaklandığı kesindir. Bu durumu sürdürürsem yaram üç aya kadar iyileşmez; bu durumda, istibra edip etmemem gerektiğini açıklar mısınız?

C: İstibra etmek farz değildir. Hatta; zarar verirse câiz de değildir. Evet; eğer insan idrar ettikten sonra istibra yapmaz ve ondan şüpheli bir rutubet gelirse idrar olduğuna hükmedilir.

S.97: Ben bir üniversite öğrencisiyim. Bir kaç yıldır bir hastalığa düçar oldum, bu yüzden de çok zorluk çekmekteyim. Şöyle ki, idrar edip istibra yaptıktan sonra bazen idrar mahallinden hacim itibariyle bir damlanın dörtte biri kadar olan bir akıntı geliyor. Bu akıntı bazen idrardan beş dakika veya daha fazla bir süre geçtikten sonra geliyor. Önceleri istibra yapmıyordum ve benden gelen bu akıntı bir kaç damla kadardı. Ama, şimdi istibra yaptığım için akıntı miktarı bir damlanın dörtte biri veya daha az miktarına ulaşmıştır. Bu akıntının temiz olup olmadığını bilmiyorum; acaba, bu halde kıldığım namaz sahih midir?

C: İstibradan sonra gelen şüpheli akıntının, idrar olduğu kesin bilinmedikçe temizdir.

S.98: İdrar ve istibradan sonra bazen gayri ihtiyarı olarak insandan çıkan idrara benzer akıntı necis midir? Eğer, insan uzun bir süre geçtikten sonra bunun farkına varırsa, önceden bu halde kılmış olduğu namazların hükmü nedir? Ayrıca; gayri ihtiyari olarak gelen bu rutubetin çıkıp çıkmadığını araştırması gerekiyor mu?

C: İstibradan sonra çıkan ve idrar olup olmadığında şüphe edilen rutubet idrar hükmünü taşımaz; onun temiz olduğuna hükmedilir. Bu gibi yerlerde araştırmak da farz değildir.

S.99: İnsandan çıkan rutubetler hakkında bir açıklama yapar mısınızı?

C: Meniden sonra bazen gelen suya “vezy”, idrardan sonra gelen suya “vedy” ve karı koca oynaşmasından sonra bazen gelen suya da “mezy” denilir. Meni dışında bunların hepsi pâk olup abdesti de bozmazlar.

S.100: Kıblenin tam ters istikametine yerleştirildiğine inandığımız tuvalet taşının bir süre sonra ancak kıble yönünün 20 ila 22 derece uzaklığına yerleştirilmiş olduğunun farkına vardık. Bu durumda; tuvalet taşının yönünü değiştirmemiz gerekir mi?

C: “Kıbleye doğru değildir” denecek durumdaysa öylece kalmasının sakıncası yoktur.

S.101: İdrar mecrasında bulunan bir hastalık nedeniyle idrar edip istibra yaptıktan sonra idrarımı tutamıyorum ve bir rutubet çıkıyor. Doktora gittim ve tavsiyelerini yerine getirdim. Ama, bir fayda vermedi. Bu durum karşısında görevim nedir?

C: İstibra yaptıktan sonra idrarın çıkıp çıkmadığına dâir şüpheye itina edilmez. Eğer; idrarın damlalar halinde geldiğini kesin olarak biliyorsanız, İmam Humeyni'nin ilmihalinde bulunan meslus ile ilgili hükme göre amel etmeniz gerekir. Bundan fazla bir şey yapmanıza gerek yoktur.

S.102: Gâit mahallini temizlemeden önce nasıl istibra edilir?

C: Gâit mahallini temizlemeden önce ve sonrası arasında istibranın keyfiyeti hususunda bir fark yoktur.

S.103: Bazı kurum ve şirketlerde çalışmak insanın bir takım tıbbi incelemelerden geçmesine bağlıdır. Bu incelemeler avret yerinin açılmasını da içeriyor. Çalışmaya ihtiyaç olursa bu câiz midir?

C: Bir işe istihdam edilebilmesi için zorunlu olsa bile, mükellefin avret yerini (İslam dininde) saygın sayılan kişilerin önünde açması câiz değildir. Fakat; o işten vazgeçmesi çetin olur ve işe girmesi zorunlu olursa bu hariç.

 

Abdest Hükümleri

S.104: Akşam namazı için aldığım abdestle Kur'an-ı Kerim'e dokunabilir miyim ve onunla yatsı namazını kılabilir miyim?

C: Sahih bir abdest aldıktan sonra, abdest bozulmadıkça onunla taharetli yapılması gereken her amel yapılabilir.

S.105: Başına peruk takan ve çıkardığında zahmete düşen bir kimse, takma saçın üzerine meshedebilir mi?

C: Takma saçın üzerine meshetmek câiz değildir. Meshetmek için onu çıkarmak farzdır. Ancak; onu çıkarması normalde tahammül edilemeyecek kadar bir çetinlik ve meşakkati gerektirirse çıkarması gerekmez.

S.106: Bazıları abdest alırken yüze yalnızca iki avuç su dökülmesi gerektiğini ve üçüncü kez su dökmenin abdesti batıl ettiğini söylüyorlar. Bu söz doğru mudur?

C: Yüze iki avuç veya daha fazla su dökmenin bir sakıncası yoktur. Ancak; yüzü ve kolları iki defadan fazla yıkamak câiz değildir.

S.107: İnsanın saç ve cildinde doğal olarak oluşan yağ -suyun bedene ulaşmasını önleyen- bir engel sayılır mı?

C: Suyun beden veya saça ulaşmasını önlemedikçe engel sayılmaz.

S.108: Bir süreden beridir, ayaklarıma meshederken parmaklarımın ucundan değil, parmaklarımın üstünün az gerisinden başlayarak ayaklarıma meshediyorum. Böyle meshetmem sahih midir? Eğer, böyle meshetmem sakıncalıysa, kılmış olduğum namazları kaza etmem farz mıdır?

C: Parmakların ucundan meshedilmezse abdest batıl olur ve böyle bir abdestle kılınan namazların kazasını kılmak da farzdır.

S.109: Ayak meshinin nihaî noktası olan “kaab” neresidir?

C: Meşhur görüşe göre “kaab”, ayak üstü kamburu diye tabir edilen ayağın üst kısmında bulunan hafif kemik çıkıntısına kadardır. Ama, terkedilmemesi gereken ihtiyat gereği, ayak eklemine kadar meshedilmelidir.

S.110: Devletin, İslami ülke dahilinde yaptırdığı camilerde, sınır merkezlerinde ve devlet dairelerinde abdest almanın hükmü nedir?

C: Şer'î açıdan bir sakıncası yoktur.

S.111: Abdest alırken, bir defa yıkamak amacıyla -abdest uzvuna- bir kaç avuç su dökmenin bir zararı var mıdır? Yine, bir defa yıkamak niyetiyle bir kaç avuç su döker ama birden fazla yıkanırsa hükmü nedir?

C: Niyeti ve bir defa yıkaması ölçüdür; bir kaç avuç su dökmenin zararı yoktur.

S.112: Birisine ait olan araziden çıkan kaynak çeşme suyunu borularla bir kaç km. uzaklıkta olan bir bölgeye götürmek için su borularının söz konusu şahısa ve diğerlerine ait tarlalardan geçirilmesi gerekiyor. Tarla sahipleri razı olmadıkları takdirde bu suyu abdest, gusül ve diğer temizlik işleri için kullanmak câiz midir?

C: Eğersu kendiliğinden kaynıyorsa, su yer üzerinde akmadan doğrudan boruya bağlanmışsa ve kaynağın bulunduğu tarlayla diğer tarlalardan sadece boruların geçiş yeri olarak istifade edilmişse, bu suyu kullanmak, örfen kaynağın bulunduğu ve diğer tarlalarda tasarruf sayılmazsa sakıncası yoktur.

S.113: Mahallemizde su basıncı oldukça düşüktür; su üst katlarda çok zayıf akıyor; hatta bazen kesiliyor. Alt katlarda da zayıf akıyor. Bu yüzden bazı komşular su pompası bağlatmışlardır; pompa çalıştığı zaman üst kattaki dairelerde su kesiliyor, alt katlarda ise kesilmese bile istifade edilemeyecek kadar zayıflıyor, sonuçta abdest ve gusül almak zorlaşıyor ve hatta bazen imkansız hale geliyor. Ama, pompalar çalışmazsa herkesin abdest ve gusül gibi işleri için su yetiyor. Öte yandan yetkililer su pompası takmayı yasaklamış ve takıldığının farkına varınca önce açmalarına dâir ikazda bulunuyor ve eğer açmazlarsa onları cezalandırmanın yanısıra pompayı kendileri açtırıyorlar. Bu durumda: 1- Şer'î açıdan su pompası kullanmak câiz midir. Biz de kullanabilir miyiz? 2- Caiz değilse, su pompası çalıştığı zaman alınan abdest ve guslün hükmü nedir?

C: Böyle bir durumda su pompası kullanmak câiz değildir, su pompasının çalışmasıyla alınan abdest ve gusül de sakıncalıdır.

S.114: Namaz vakti girmeden önce abdest almanın hükmü nedir? Bir fetvada “namaz vaktinin girmesi yaklaştığında abdest alırsa, onunla kılınan namaz sahihtir” buyurmuştunuz. Namaz vaktinin girmesinin yakınlaşmasından maksat nedir?

C: Ölçü; örfen “namaz vakti yakınlaşmıştır” denilmesidir. Bu vakitte o namaz için abdest almanın bir sakınca yoktur.

S.115: Abdestte, parmakların yürüme esnasında yere gelen alt kısmını meshetmek müstehap mıdır?

C: Ayakların mesh yeri parmakların ucundan başlayıp ayak eklemine kadardır. Parmakların alt kısmının meshedilmesinin müstehap oluşu sabit değildir.

S.116: Abdest alan kimsenin, abdest kastıyla yüz ve ellerini yıkarken eliyle musluğu açıp kapatmasının hükmü nedir?

C: Sakıncası yoktur ve abdestine bir halel getirmez; ancak, sol kolunu yıkadıktan sonra, meshetmeden önce eğer elini ıslak musluğa vurursa, elindeki abdest suyuna dıştan su karıştığı takdirde abdestin doğruluğu sakıncalıdır.

S.117: Bazı kadınlar tırnaklarındaki ojenin abdest için engel olmadığını ve ince çorap üzerinden meshetmenin câiz olduğunu iddia ediyorlar; bu konuda görüşünüz nedir?

C: Eğer oje, suyun tırnaklara geçmesine engel oluyorsa, abdest batıldır. Çorap her ne kadar ince olsa bile, onun üzerinden meshetmek câiz değildir.

S.118: Savaşta yaralanarak omuriliğinin kesilmesi nedeniyle idrarını kontrol edemeyen bir kimsenin almış olduğu abdestle Cuma hutbelerini dinleyip, Cuma ve ikindi namazlarını aynı abdestle kılması câiz midir?

C: Abdest alır almaz ara vermeksizin namaza başlaması ve ayrıca ikindi namazı için yeniden abdest alması farzdır. Ama; eğer ilk abdestten sonra (abdesti bozacak) bir hades meydana gelmezse, her iki namazı da ilk abdestle kılabilir. Yine, abdestten sonra (abdesti bozan) bir hades meydana gelmezse Cuma namazının hutbelerinden önce alınan abdest Cuma namazı için de yeterlidir.

S.119: Savaşta omuriliğinin kopması nedeniyle idrarını kontrol edemeyen bir kimsenin, abdestten hemen sonra namaz kılmayıp, cemaat namazına katılmak amacıyla namazını ertelemesi câiz midir?

C: Eğer abdest aldıktan sonra, idrarı damlalar halinde geliyorsa, abdestle namaz arasında fasıla vermemesi gerekir.

S.120: Abdest almaya kudreti olmayan kimse, abdest aldırması için kendisine bir yardımcı (naib) tutar, ancak abdest niyetini kendi yapar ve kendisi mesheder; eğer, kendisinin meshetmeye de kudreti olmazsa yardımcı onun elinden tutarak ona meshettirir ve eğer bundan da aciz ise yardımcı onun elinden rutubet alarak mesheder. Şimdi şunu sormak istiyorum: Yardımcı tutan kimsenin eli olmazsa hükmü nedir?

C: Eğer yardımcı tutan kimsenin eli olmazsa, onun kolundan rutubet alınarak meshedilmelidir ve eğer kolu da olmazsa, onun yüzünden rutubet alınarak baş ve ayaklarına meshedilmelidir.

S.121:Abdest alırken içinde su bulunan kabın, ibrik gibi borulu mu olması gerekiyor? Eğer borulu olmazsa, onunla alınan abdest batıl mıdır?

C: Abdest suyunun bulunduğu kabın borusu olması gerekmez. İster suyu kabdan eline döksün, ister elini onun içine daldırarak avucuyla su alsın, borusuz kabda bulunan suyla abdest almanın bir sakıncası yoktur.

S.122: Cuma namazının kılındığı yerin yakınında merkez camisine ait bir abdesthane bulunmaktadır. Oranın su parası caminin gelirinin dışından temin ediliyor. Bu durumda, Cuma namazı kılanların da o suyu kullanmaları câiz midir?

C: Eğer oranın suyu mutlak namaz kılanlar için vakfedilmişse sakıncası yoktur.

S.123: Öğle ve ikindi namazlarından önce alınan abdest, akşama kadar bozulmadığı takdirde onunla akşam ve yatsı namazları da kılınabilir mi? Yoksa, her namaz için ayrıca niyet edip abdest almak mı gerekiyor?

C: Her namaz için abdest almak gerekmez; alınan abdest bozulmadıkça istendiği kadar namaz kılınabilir.

S.124: Farz bir namaz için vakit girmeden önce abdest almak câiz midir?

C: Namaz vaktinin yaklaştığında, farz namazı kılmak amacıyla abdest almanın sakıncası yoktur.

S.125: Ayaklarım felç olmuştur. Özel ayakkabı ve koltuk dayanağı ile yürüyorum. Abdest alırken ayakkabılarımı çıkarmam mümkün olmuyor. Bu durumda, ayaklarıma meshetmek hususundaki şer'î vazifem nedir?

C: Eğer ayakkabıyı çıkarıp ayaklara meshetmeniz çok çetin ise; ayakkabının üzerinden meshetmeniz yeterli ve doğrudur.

S.126: Gittiğimiz yerde su bulmak için kilometrelerce araştırmamıza rağmen sadece kirli bir su bulursak görevimiz nedir? Acaba, bu durumda teyemmüm mü etmemiz gerekir, yoksa o suyla abdest mi almalıyız?

C: Eğer su pâk olur ve kullanılması zararlı olmazsa, o suyla abdest alınmalıdır ve su bulunan yerde teyemmüm alınamaz.

S.127: Abdest almak kendiliğinden müstehap mıdır? Kurbet (Allah'a yakın olmak) kastı ile namaz vakti girmeden abdest alıp sonra onunla namaz kılmak sahih midir?

C: Abdestli olmak kastıyla abdest almak şer'î açıdan beğenilen bir şeydir. Müstehap olarak alınan abdestle de namaz kılmak câizdir.

S.128: Devamlı olarak abdestinde şüpheye düşen bir kimse camiye girmek, namaz kılmak, Kur'an okumak ve masumların mezarını ziyaret etmek gibi durumlarda ne yapmalıdır?

C: Abdestten sonra taharetinde şüphe etmesine itibar edilmez. Abdestin bozulduğunu kesin bilmedikçe onunla namaz kılıp Kur'an okuması câizdir.

S.129: Abdestin doğru olması için suyun kol ve elin (abdestte yıkanan miktarın) her yerine akması şart mıdır? Yoksa ıslak elle abdest uzuvlarının üzerine meshetmek yeterli midir?

C: Yıkamada ölçü, elle sıvamakla bile olsa suyun, uzuvların her yerine ulaşmasıdır. Ama, yalnızca ıslak elle meshetmek yeterli değildir.

S.130: Başı sağ elle meshetmek câiz olduğu gibi, sol elle de meshetmek câiz midir? Yine başı aşağıdan yukarıya doğru meshetmek de câiz midir?

C: Başın meshi ihtiyat gereği sağ elin ıslaklığıyla yapılmalıdır; ancak başın yukarıdan aşağıya, yani tepeden alna doğru meshedilmesi gerekmez.

S.131: Başa meshetmede ıslaklığın saça çıkması yeterli midir? Yoksa elin ıslaklığının başın derisine de ulaşması mı gerekir. Ayrıca, peruk kullanıldığında nasıl meshedilmelidir?

C: Deriye meshetmek farz değildir. Peruğu çıkarmak mümkün değilse onun üzerine meshetmek yeterlidir.

S.132: Abdest ve gusül azalarını yıkama arasında ara vermenin hükmü nedir?

C: Gusülde fasıla vermenin (muvalatı terketmenin) bir sakıncası yoktur. Ama; abdestte, bir önceki aza kuruyacak kadar ara verirse, abdesti batıl olur.

S.133: Sürekli olarak bağırsaklarından az miktarda yel çıkan bir kimsenin abdest ve namaz hususunda görevi nedir?

C: Namaz için gerekli olan süre miktarınca bile kendini tutamıyorsa ve namaz esnasında abdestini yenilemesi de meşakkatli olursa, bir abdestle bir namaz kılmasının sakıncası yoktur; yani namaz esnasında abdesti batıl olsa bile her namaz için bir abdestle yetinir.

S.134: Toplu konutlarda oturan bazı şahıslar, kendi paylarına düşen kapıcı, yararlandıkları sıcak su, soğuk su ve klima gibi hizmetlerin paralarını ödemiyor ve bu gibi hizmetlerin karşılığını razı olmadıkları halde komşularının üzerine yıkıyorlar; acaba, şer'î açıdan bunların namaz, oruç vb. ibadetleri batıl mıdır?

C: Şer'î açıdan onlardan her biri, faydalandıkları ortak imkanların ücreti karşısında borçludurlar. Kasıtları kullandıkları suyun tutarını vermemek ise onunla abdest ve gusül almaları sakıncalı ve hatta batıldır.

S.135: Cenabet guslü aldıktan üç-dört saat sonra namaz kılmak isteyen bir şahıs, guslünün batıl olup olmadığında şüphe etmektedir. Bu durumda, ihtiyat olarak abdest almasında bir sakınca var mıdır?

C: Böyle bir durumda abdest alması farz değildir; ama, ihtiyat olarak abdest almasında sakınca yoktur.

S.136: Bulûğ çağına ermemiş küçük çocuklar da küçük hades yüzünden taharetsiz (abdestsiz) sayılırlar mı? Bu durumda, onların Kur'an'ın yazısına dokunmalarına müsade etmek câiz midir?

C: Çocuk, abdesti bozan şeylerin vaki olmasıyla muhdis (abdestsiz) olur. Ama, çocuğun Kur'an-ı Kerim'in yazısına el sürmesini önlemesi mükellefe farz değildir.

S.137: Abdest uzuvlarından biri yıkandıktan sonra henüz abdest bitmeden önce necis olursa hükmü nedir?

C: Bu, abdestin sahih olmasına bir halel getirmez. Ama, namaz kılmak için necasetten temizlenmek amacıyla o uzvu yıkamak gerekir.

S.138: Ayaklara meshederken, ayakların üzerlerinde su damlaları olmasının abdest için bir sakıncası var mıdır?

C: Meshedenin meshedilene -eldeki suyun ayağa-etki etmesi için, meshedilen yerdeki su damlalarını kurulamak gerekir.

S.139: Örneğin; eğer sağ kol omuzdan kesilmiş olursa, sağ ayağın meshi kalkar mı?

C: Hayır; kalkmaz ve bu durumda sol elle meshetmek gerekir.

S.140: Abdest aldıktan sonra aldığı abdesttin batıl olduğunu anlayan kimsenin hükmü nedir?

C: Yeniden abdest almalı ve batıl abdestle yerine getirmiş olduğu namaz gibi taharetin şart olduğu ibadetleri de yenilemelidir.

S.141: Abdest uzuvlarında, bezle sarılmasına rağmen kanı durmayıp devamlı kanayan bir yara bulunan kimse nasıl abdest almalıdır?

C: Yarayı naylon gibi kanı geçirmeyen bir şeyle sararak cebire abdesti alması gerekir.

S.142: İrtimasi abdestte yüz ve kolları iki defadan fazla suya daldırmak câiz midir?

C: Birincisi farz ve ikincisi müstehap olamak üzere yüz ve kolları iki defa suya daldırmak câizdir. Evet; abdest suyuyla meshedilebilmesi için kollarını (suya daldırırken değil) sudan çıkarırken abdest için yıkamayı kastetmelidir.

S.143: Abdestten sonra yüz ve kolları kurulamak mekruh mudur? Ve bu ikisini kurulamamak müstehap mıdır?

C: Bu iş için bir mendil veya özel bir bez ayırırsa sakıncası yoktur.

S.144: Kadınların saç ve kaşları boyamada kullandıkları suni boyalar, abdest ve gusül için sakınca teşkil eder mi?

C: Eğer sadece boya olur ve suyun saça ulaşmasına engel olmazsa abdest ve guslü sahihtir.

S.145: Mürekkep, suyun (bedene) ulaşmasını engeller mi? Dolayısıyla elde mürekkep bulunması abdestti batıl eder mi?

C: Mürekkeb suyun deriye ulaşmasını engelliyorsa abdesti batıl eder; konunun teşhisi ise mükellefin görevidir.

S.146: Başa meshederken, başın ıskallığının yüzün rutubetine kavuşması abdesti batıl eder mi?

C: Bunun bir sakıncası yoktur. Ancak; ayaklara eldeki abdest suyuyla meshetmek ihtiyata daha uygundur. Dolayısıyla, bu ihtiyata göre amel edebilmek için yüzün rutubetinin ellerin rutubetine karışmaması için başa meshederken elin, alnın üst kısmına değmemesine dikkat edilmelidir.

S.147: Abdest alması, normalde abdest alınabilecek zamandan fazla süren kimse, abdest uzuvlarını yıkadığını kesin olarak bilmesi için ne yapmalıdır?

C: Vesveseden sakınmalı ve şeytanı ümitsizliğe kaptırmak için vesveselerine itina etmeyip diğerleri gibi sadece şer'î açıdan farz olan miktarla yetinmeye çalışmalıdır.

S.148: Vücudumun bazı yerlerinde döğme şekiller var; bazıları bunun abdest, gusül ve namazı batıl ettiğini söylemekteler, bu hususta yapmam gereken nedir?

C: Vücudunuzdaki döğme, sadece boya olur ve suyun deriye ulaşmasına engel olmazsa abdest ve guslünüz sahihtir. Namazınıza da bir sakınca teşkil etmez.

S.149: İdrar ve istibra edip abdest aldıktan sonra insandan çıkan idrar mı, meni mi olduğu şüpheli olan bir rutubetin hükmü nedir?

C: Bu durumda taharetli olduğunu kesin olarak bilmesi için, hem abdest almalı ve hem de gusletmelidir.

S.150: Abdestte, kadınlarla erkeklerin arasındaki farkı açıklar mısınız?

C: Abdestin keyfiyetinde kadınla erkek arasında herhangi bir fark yoktur. Ancak; kolları yıkarken erkekler kolun dış kısmından (dirseğin üstünden), kadınların ise kolun iç kısmından yıkamaya başlamaları müstehaptır.

 

Allah'ın İsimlerine ve Kur'an Ayetlerine Dokunmak

S.151: Allah Teala'ya dönen zamirlere -“O'nun yüce adıyla” cümlesinde olan “O” zamiri gibi- dokunmanın hükmü nedir?

C: Zamir, lafz-ı celale (Allah Teala'nın ismi) hükmünde değildir (zamire abdestsiz dokunmanın sakıncası yoktur).

S.152: Arapça ve Farsça'da “Ayetullah” kelimesinde olduğu gibi lafz-ı celale (“Allah” kelimesi) yerine “ilah” veya “...l ” yazılmaktadır. Bu ikisine abdestsiz olarak dokunmanın hükmü nedir?

C: Hemze harfi ve noktalar lafz-ı celale (“Allah” kelimesi) hükmünde değildir, ama; “ilah” kelimesi aynı hükümdedir.

S.153: Çalıştığım kurumda yazılan bütün mektuplarda “Allah” kelimesi “...l ” şeklinde yazılmaktadır; lafz-ı celale yerine bir Elif ve üç nokta yazılmasının şer'an bir mahzuru var mıdır?

C: Bunun şer'an bir mahzuru yoktur.

S.154: Lafz-ı celaleye abdesti olmayan kimselerin ellerinin değebileceği ihtimaline dayanarak lafz-ı celalenin “...l ” şeklinde yazılması câiz midir?

C: Bunun bir mahzuru yoktur.

S.155: Körler, altı noktadan oluşan özel bir alfabeye parmaklarını sürerek okumaktalar. Bu alfabeyle Kur'an-ı Kerim öğrenirken ve bu yazıyla yazılan “Allah” kelimesine dokunurken körlerin abdestli olmaları gerekir mi?

C: Harflerin sembolleri olan bu alfebenin noktaları harf hükmünde değildir. Dolayısıyla, bu alfabe, Kur'an-ı Kerim ve Allah'ın isimlerinin harflerinin sembolü olarak kullanıldığında, bunlara dokunmak için abdestli olmak gerekli değildir.

S.156: Abdestsiz bir kimsenin (içinde “Allah” kelimesi olan) “Abdullah” ve “Habibullah” gibi şahıs isimlerine dokunmasının hükmü nedir?

C: Abdesti olmayan bir kimsenin, bileşik bir ismin bir bölümü olsa bile lafz-ı celale'ye (“Allah” kelimesine) dokunması câiz değildir.

S.157: Hayız olan bir kadının, Resulullah'ın (s.a.a) isminin yazılı olduğu kolyeyi boynuna takması câiz midir?

C: Boynuna takmasının sakıncası yoktur, ama Resulullah'ın ( s.a.a) ismini (hayız iken) bedenine temas ettirmemesi gerekir.

S.158: Abdestsiz olarak Kur'an-ı Kerim'in yazısına dokunmanın haram oluşu, Mushaf-ı Şerif'e mi mahsustur, yoksa ayrı bir kitapta, tabloda veya duvarda vb. gibi şeylerde yazılmış Kur'an ayetlerini de içeriyor mu?

C: Mushaf-ı Şerif'e mahsus değildir; başka bir kitapta, dergide, gazetede, tabloda veya duvar üzerine yazılmış olsa bile, Kur'an'a ait tüm ayet ve kelimeleri içerir.

S.159: Üzerine “Ayet-el Kursi” gibi Kur'an ayetleri yazılmış olan bir tabağı bereket ve hayra vesile olsun diye yemek için kullanmanın bir sakıncası var mıdır?

C: Bunun sakıncası yoktur. Ancak, abdestsiz olarak Kur'an ayetlerine el sürmemeleri gerekir.

S.160: Daktilo gibi yazı araçlarıyla Allah'ın isimlerini, Kur'an ayetlerini ve masumların isimlerini yazan kimselerin yazarken abdestli olmaları gerekir mi?

C: Abdestli olmaları şart değildir. Ancak, abdetsiz olarak bu tür yazılara dokunmaları câiz değildir.

S.161: İran İslam Cumhuriyeti'nin arması, lafz-ı celale isimlerinden midir? Onun idari kağıtlar üzerinde basılıp yazışmalarda kullanılmasının hükmü nedir?

C: Yazışmalarda lafz-ı celalenin ve İran İslam Cumhuriyeti'nin armasının yazılmasının bir sakıncası yoktur. İran İslam Cumhuriyeti arması örfen lafz-ı celale biliniyorsa taharetsiz dokunulması haramdır.

S.162: Devlet dairelerinde bazı resmî yazışma kağıtlarının baş kısmı İran İslam Cumhuriyeti'nin armasıyla süslenmiştir. Yine; hastanelerde ve kiliniklerde kullanılan reçete üzerinde arapça, “Şifa veren O'dur” ibaresi yazılmıştır. Bu kağıtların kullanıldıktan sonra atılmalarının veya kana bulaştırılmalarının hükmü nedir?

C: Yazışma kağıtlarının, lafz-ı celale ve onun hükmünde olan ibarelerle süslenmesinin sakıncası yoktur. Ama; onlara hürmetsizlik etmekten ve onları necis etmekten sakınmak gerekir.

S.163: Üzerine Kur'an ayetleri yazılı olan posta pullarını kullanmanın hükmü nedir? Yine; lafz-ı celaleyi ve diğer ilahi isimleri veya kurumların Kur'an-ı Kerim ayetlerini içeren armalarını dergilerde ve günlük yayınlanan gazetelerde basmanın hükmü nedir?

C: Kur'an ayetlerini ve ilahi isimleri vb. basıp yayınlamanın bir sakıncası yoktur. Ancak; bu yazıların ulaştığı kimseler onlara hürmetsizlik etmemek, necis etmemek ve taharetsiz el sürmemek gibi şer'î hükümlerine riayet etmeleri gerekir.

S.164: Üzerinde Allah'ın ismi olan posta pullarını çöp kutusuna atmanın ve onlara abdestsiz el sürmenin hükmü nedir?

C: Lafz-ı celale'ye abdestsiz el sürmek, onu necis etmek ve saygısızlık olacak yerlere atmak câiz değildir.

S.165: Yüzük kaşlarına yazılan yazılara el sürmek câiz midir?

C: Eğer dokunulduğunda taharetin şart olduğu kelimelerden olursa, taharetsiz el sürmek câiz değildir.

S.166: Esnafların sattıkları eşyaları, kesin olarak Allah'ın isimlerinin yazılı olduğu bilinen gazetelerle sarması ve bu gazetelere abdestsiz olarak el sürmek câiz midir?

C: Gazetelerde yazılı olan Allah'ın ismine, Kur'an ayetlerine ve masumların (a.s) isimlerine saygısızlık sayılmadığı takdirde onları satılan şeyleri sarmakta kullanmanın sakıncası yoktur. Ama; abdestsiz olan kimsenin bilerek onlara el sürmesi câiz değildir.

S.167: Yakılma, ayak altında kalıp çiğnenme ihtimali olmasını dikkate alarak gazetelerde peygamberlerin isimlerini ve Kur'an ayetlerini yazmanın hükmü nedir?

C: Gazete, dergi gibi şeylerde Kur'an ayetlerini ve masumların isimlerini yazmanın şer'î açıdan bir sakıncası yoktur. Ama; onlara (Kur'an ayetleri ve masumların isimlerine) saygısızlıkta bulunmak, necis etmek ve abdestsiz olarak el sürmekten sakınmak gerekir.

S.168: Allah'ın isimlerinin yazılı olan şeyleri nehir ve kanallara atmanın hükmü nedir; bu saygısızlık sayılır mı?

C: Örf açısından saygısızlık sayılmadığı takdirde, bunları nehir ve kanallara atmanın sakıncası yoktur.

S.169: Acaba sınav kağıtlarını inceledikten sonra çöpe atarken veya yakarken araştırıp onların üzerinde Allah ve masumların isimlerinin yazılı olmadığından emin olmamız gerekir mi? Yine bir tarafı yazılmış olan kağıtları atmak israf sayılır mı?

C: Araştırmak gerekmez; bir kağıtta Allah'ın isminin yazılı olduğu bilinmezse onu çöpe atmanın sakıncası yoktur. Ama; yalnızca bir tarafı yazılmış olan kağıtların, yine yazmada veya karton yapımında kullanılmaları mümkün olursa, yakılmaları veya atılmalarının israf olma ihtimali vardır ve sakıncasız değildir.

S.170: Saygı gösterilmesi farz olup taharetsiz olarak dokunulması haram olan mübarek isimler hangileridir?

C: Allah Teala'nın zatına mahsus isimlerine ve Allah'a mahsus olan sıfat isimlerine abdestsiz olarak dokunmak câiz değildir. Peygamberlerin ve masum imamların (a.s) isimlerine de aynı hükmü uygulamak ihtiyat gereğidir.

S.171: Büyük elçilik açıldığı günden beri, dahili kuruluşlar tarafından çok sayıda gazete ve dergi gönderilmiştir; bunların sayfalarının çoğunda Allah Teala'nın isimleri vb. vardır; bunları ne yapmamız gerekir?

C: Saygısızlık olmadığı takdirde yere defnedilmeleri veya çöle bırakılmalarının sakıncası yoktur.

S.172: Mukaddes isimleri ve Kur'an ayetlerini gerektiğinde yok etmenin şer'î yolları nelerdir. Yine, bir takım önemli bilgileri korumak için onları yok etmek gerektiğinde lafz-ı celale ve Kur'an ayetlerinin yazılı olduğu kağıtları yakmanın hükmü nedir?

C: Toprağa defnedilmelerinin veya tekrar suyla hamur yapılmalarının bir sakıncası yoktur. Saygısızlık olduğu takdirde yakmak câiz değildir; ancak, Kur'an ayetleri ve mübarek isimlerin onlardan kesilerek alınmaları imkansız olursa bu hariç.

S.173: İki harfi bir arada kalmayacak şekilde mübarek isimleri ve Kur'an ayetlerini küçük parçalara keserek okunmaz hale getirmenin hükmü nedir? Yine, onların yok edilip hükümlerini düşürmek için bazı harfler ekleyerek veya bazı harfleri silerek yazı şekillerinin değiştirilmesi yeterli midir?

C: Küçük parçalara kesmek, lafz-ı celalenin ve Kur'an ayetlerinin yazısını yoketmedikçe yeterli değildir. Nitekim; harfin şeklinin değiştirilmesi neticesinde hükmünün kalkması uzak bir ihtimal olmamasına rağmen yazı şeklini değiştirmek ihtiyaten onların hükmünün kalkması için yeterli değildir. Herhalukârda bu harflere abdestsiz el sürmekten sakınmak ihtiyata daha uygundur. 

 

Cenabet Guslü Hükümleri

S.174: Cünüp olan kimsenin, vakit daraldığında teyemmüm edip, necis beden ve elbiseyle namaz kılması câiz midir, yoksa beden ve elbisesini temizlemeli ve namazını kaza olarak mı kılmalıdır?

C: Eğer; vakit, beden ve elbisesini temizlemek veya elbisesini değiştirmek için yeterli olmaz, soğuk vb. nedenlerle çıplak olarak da namaz kılamazsa, gusül yerine teyemmüm edip, necis beden ve elbiseyle namaz kılmalıdır. Böylece kıldığı namaz, onun üzerinden mükellefiyeti kaldırır ve bu namazı kaza etmesi gerekmez.

S.175: Cinsi münasebet olmaksızın meninin rahime ulaşması cünüp olmaya sebep olur mu?

C: Hayır, bununla cünüp olunmaz.

S.176: Tıbbî aletlerle dahili muayene edildikten sonra kadınların gusletmeleri farz mıdır?

C: Meni gelmedikçe gusül farz olmaz.

S.177: Sünnet yeri kadar dahil olur, ama meni gelmezse, cenabet guslü yalnızca kadına mı farz olur yoksa erkeğe mi ya da her ikisine de mi farz olur?

C: Böyle bir durumda her ikisine de farz olur.

S.178: Hangi durumda ihtilam dolayısıyla kadınlara gusül farz olur? Acaba, kocasıyla şakalaşma ve oynaşma esnasında gelen rutubet meni hükmünde midir? Bu durumda bedende gevşeklik meydana gelmezse ve tatmin olmazsa yine de kadına gusül farz olur mu? Velhasıl cima yapmaksızın kadınlar nasıl cünüp olurlar?

C: Kadın, uykudan uyandıktan sonra elbisesinde meni belirtilerini görürse, ona cenabet guslü farz olur. Ama; şakalaşma ve benzerinden sonra görülen rutubet, bedenin gevşemesi ve kadının tatmin olmasıyla birlikte olmazsa, meni hükmünde değildir.

S.179: Bekâr kızdan, elinde olmayarak bir rutubet gelirse, ona cenabet guslü farz olur mu? Ve bu rurubet meni sayılır mı, yoksa guslün lazım olması için şehvetle birlikte mi olması gerekir?

C: Rutubetin çıkması şehvetten dolayı olup, şehvetle birlikte olursa, şehvet kendi iradesi dışında bile olsa, bu rutubetin meni olduğuna hükmedilir.

S.180: Şehveti tahrik edici bir kitabı okumakla veya başka bir sebepten dolayı şehveti tahrik olan bekâr bir kıza gusül farz olur mu? Gusül farz olduğu takdirde hangi gusül farz olur?

C: Şehveti tahrik edici kitapları okumak câiz değildir. Herhalukârda, meni gelirse cenabet guslü farz olur.

S.181: Şakalaşma halinde kendisinden şehvetle bir su çıktığını hisseden kadına cenabet guslü farz olur mu?

C: Meni olduğunu bilirse, ona gusül farz olur. Yine ondan şehvetle gelen suyun meni olup olmadığında şüphe ederse ona gusül farz olur.

S.182: Kocasıyla cima yaptıktan sonra rahminde meni kaldığı halde hemen gusleden bir kadından, gusülden sonra meni gelirse guslü sahih midir? Ve gusülden sonra çıkan meni pâk mıdır?

C: Herhalukârda, dışarıya gelen meni necistir. Ama; guslettikten sonra gelen meni erkeğin menisi olursa, tekrar gusletmesi gerekmez.

S.183: Bir süreden beridir cenabet guslü hakkında şüpheye düşmüşüm; hatta hanımıma bile yaklaşamıyorum; bununla birlikte gayri iradi olarak bende bir durum meydana geliyor ve üzerime cenabet guslünün farz olduğunu zannediyorum. Hatta, bir günde bir kaç defa guslediyorum. Bu durum karşısında benim görevim nedir?

C: Gelen rutubet, şer'î açıdan meninin çıkması için tayin edilen alametleri taşımadıkça veya meni geldiğini kesin olarak bilmedikçe, sırf şüphe etmekle cenabet guslü farz olmaz.

S.184: Hayız halindeyken yapılan cenabet guslü sahih midir ve kadının üzerinden cenabet guslü mükellefiyetini kaldırır mı?

C: Böyle bir durumda guslün doğruluğu şüphelidir.

S.185: Hayız halinde cünüp olan bir kadının, temizlendikten sonra cenabet guslü yapması da farz mıdır, yoksa hayız bulunduğundan dolayı farz olmaz mı?

C: Hayız guslü aldıktan sonra ayrıca cenabet guslü de yapması farzdır; ancak, cenabet guslü alırsa hayız guslünden kifayet eder. Ancak; her iki gusle de niyet etmesi ihtiyata daha uygundur.

S.186: Hangi durumda insandan gelen rutubetin meni olduğuna hükmedilir?

C: Rutubet şehvetle ve sıçrayarak gelir, beden de gevşerse onun meni olduğuna hükmedilir.

S.187: Bazen guslettikten sonra, el ve ayak tırnaklarının kenarlarında sabun kalıntılarının kalmış olduğu görülüyor. Elbette, bu durum gusül esnasında değil, hamamdan çıkıp dikkat edince anlaşılıyor. Bu durumda, görev nedir? Bu kalıntıların altına suyun işleyeceği kesin olarak bilinmediği halde, bazıları bilmeyerek veya bu hususa dikkat etmeksizin abdest alıyor ve guslediyorlar.

C: Bedenin kurumasından sonra ortaya çıkan bir sabun kalıntısı veya kireçleme, derinin yıkanmasına engel teşkil etmedikçe, abdest ve guslün sahih olmasına bir zarar vermez.

S.188: Karısıyla öpüştüğü veya oynaştığı zaman erkekten gelen rutubetin hükmü nedir?

C: Rutubetin dışarıya çıkışı, sıçrayarak ve bedenin gevşemesiyle birlikte olmazsa, meni hükmünü taşımaz.

S.189: Kardeşlerden birisi, gusletmeden önce bedeni temizlemenin farz olduğunu ve gusül esnasında bedeni örneğin meniden temizlemenin guslü batıl ettiğini söylüyor. Bu söz doğru ise, geçmişte kılmış olduğumuz namazlar batıl mı oluyor ve onları kaza etmek mi gerekir? Elbette; ben bu hükmü bilmiyordum.

C: Bedeni temizlemek için yapılan yıkamayı cenabet guslü için yapılan yıkamadan ayırmak gerekir. Ancak; gusle başlamadan önce bedenin tümünün temiz olması gerekmez; her uzvun guslünden önce sadece o uzvun temiz olması yeterlidir. Buna göre her uzuv, gusül vermeden önce temiz olursa hem gusül, hem de onunla kılınmış olan namaz sahihtir. Ama; her uzuv, gusül vermeden önce temiz olmazsa, hem gusül ve hem de onunla kılınmış olan namaz batıldır ve namazı kaza etmek farzdır.

S.190: Uykudayken insandan gelen rutubet meni hükmünde midir? Elbette, bu rutubet geldiğinde üç alametten hiç birisi, -yani “sıçrıyarak, şehvetle gelmesi ve bedenin gevşemesi”- gerçekleşmemiş ve sadece uyandıktan sonra iç çamaşırında rutubet olduğunu görmüştür.

C: İhtilamdan dolayı rutubet gelirse veya meni olduğu kesin olarak bilinirse o rutubet meni hükmündedir ve cenabete sebep olur.

S.191: Ben fakir aileden bir gencim, sık sık muhtelim oluyorum ve babamdan hamam ücretini istemekten utanıyorum; evimizde de banyo yoktur. Bu konuda bana yol gösterir misinizi?

C: Şer'î görevleri yerine getirmekte utanılmaz. Utanmak, farzı terketmek için şer'î bir mazeret değildir. Herhalukârda, eğer gusletmeye imkanınız olmazsa, namaz ve oruç için gusül yerine teyemmüm etmelisiniz.

S.192: Köylerin birisinin hamamı bozulduğu için uzun süreden beri kapalı olarak kalmıştı. Köy halkı temizlik hususunda büyük zorluklarla karşılaşıyordu; köy halkının baskısı sonucu, ilgili devlet dâiresine yazılı olarak başvurduk. O yazıyla şunları ifade ettik: “Köyümüzün hamamı kar ve yağmur sonucu tahrib olmuş ve artık tamir edilmeyecek bir durumdadır; dolayısıyla, yeni bir hamamın yapılmasına ihtiyacımız vardır.” Söz konusu daire ise bu iş için gerekli ödeneği ayırıp yapım ve onarma kurumu aracılığıyla yeni bir hamam yaptırdı. Yukarda anlattıklarımız göz önüne alınarak bu hamamdan temizlik ve gusül için yararlanmanın şer'î bir sakıncası var mıdır?

C: Her ne kadar gerçek olmayan bir şeyi yazmak ve gerçek olmayan bir şeyi söylemek câiz değilse de, mezkûr durumda halkın o hamamdan yararlanmasının sakıncası yoktur.

S.193: Ben büyük bir zorlukla karşı karşıyayım. Bir damla suyla bile bedenimi yıkamam ve hatta ıslak elimle meshetmem dahi vücuduma zarar veriyor. Vücudumun bir kısmını yıkadığımda dahi kalp atışlarım hızlanıyor ve bir çok yan etkilere de sebep oluyor. Cünüp olursam namaz kılmak, camiye girmek vb. işler için bir kaç ay gusül yerine teyemmüm etmem gerekecek. Bu durumda, eşimle münasebette bulunmam câiz midir?

C: Cima etmeyi terketmeniz farz değildir. Cünüp olduktan sonra cenabet guslü yapmaktan mazur olursanız taharetin şart olduğu amelleri yapmak için şer'î göreviniz gusül yerine teyemmüm etmektir. Teyemmüm yaptıktan sonra camiye girip namaz kılmanız, Kur'an'ın yazısına dokunmanız ve cenabetten temiz olmanın şart olduğu bütün diğer amelleri yapmanızın bir sakıncası yoktur.

S.194: Farz veya müstehap bir gusül alırken kıbleye doğru dönmek farz mıdır?

C: Gusül alırken kıbleye doğru dönmek farz değildir.

S.195: Gusül almada kullanılmış olan bir suyla tekrar gusül almak doğru mudur? Elbette, önceki gusül az suyla alınmıştır ve beden de gusülden önce temizlenmiştir. Yine, karı-kocanın birbirlerinin gusül almada kullanmış olduğu suyla tekrar gusül alması sahih midir?

C: Gusül almada kullanılmış olan su temiz ise (gusülde kullanmaktan başka bir necasete değmesi söz konusu değilse) onunla tekrar gusül almanın hiç bir sakıncası yoktur. Yine karı-koca birbirlerinin gusül almada kullanmış oldukları suyla gusül alabilirler.

S.196: Cenabet guslü alan kimse gusül esnasında küçük abdesti bozan bir durumla karşılaşırsa, guslü yeniden baştan başlaması mı gerekir? Yoksa, guslü bitirip abdest alması mı lazımdır?

C: Guslü baştan alması gerekmez ve onun bir etkisi yoktur, guslünü sona erdirmelidir. Ancak; o gusül namaz gibi küçük hadesten pâk olmanın (abdestli olmanın) şart olduğu ameller için abdest yerine geçmez.

S.197: İdrardan sonra gayr-i ihtiyari ve şehvetsiz olarak meniye benzer yoğun bir rutubet gelmektedir. Bu rutubet meni hükmünde midir?

C: Meni olduğu kesin olarak bilinmedikçe veya meni için şeriatça belirlenen alametleri taşımadıkça o rutubet meni hükmünde değildir.

S.198: Üzerine birden fazla müstehap veya farz gusül yahut her iki türden gusül lazım gelen kimsenin, yalnızca bir gusül alması diğerinden kifayet eder mi?

C: O gusüller arasında cenabet guslü de olur ve ona niyet ederse, diğerlerinden kifayet eder. Nitekim hepsinin niyetine bir gusül ederse, tümünden kifayet eder.

S.199: Cenabet guslü dışındaki bir gusül abdest yerine geçer mi?

C: Cenabet guslü dışındaki bir gusül, abdest yerine geçmez.

S.200: Cenabet guslü alındığında suyun beden üzerinde akması şart mıdır?

C: Asıl ölçü, “gusül niyetiyle beden yıkandı” denmesidir; suyun akması şart değildir.

S.201: Eğer insan, hanımıyla münasebette bulunarak kendini cünüp ettiği takdirde, gusül etmek için su bulunmayacağını ya da vaktin gusül ve namaz için yeterli olmadığını bilirse, hanımıyla münasebette bulunması câiz midir?

C: Gusülden aciz kaldığı takdirde teyemmüm edebilecekse kendisini cünüp etmesinin sakıncası yoktur.

S.202: Ben 22 yaşında bir gencim, bir süreden beridir saçlarım dökülmeğe başladı, bu da beni çok üzüyordu; bu yüzden başıma saç ektirdim. Sormak istediğim şudur: Eğer guslederken başıma ektirdiğim saç suyun başımın derisinin bazı yerlerine ulaşmasına engel olursa, bu guslün hükmü nedir?

C: Eğer ektirdiğiniz saçları söktürmek imkansızsa veya söktürülmesinin size zararı ya da çetinliği varsa ve o saç olduğu takdirde suyu deriye ulaştırmak da imkansız ise, o halde aldığın gusül doğrudur.

S.203: Cenabet guslünde başla bedenin diğer uzuvları arasında tertibe riayet etmek yeterli midir, yoksa, sağ ve sol taraf arasında da tertibe riayet etmek gerekir mi?

C: Farz ihtiyat gereği, sağ tarafı, sol taraftan önce yıkayarak sağ ve sol taraf arasında da tertip riayet edilmelidir.

S.204: Tertibî gusül alırken önce sırtımı yıkayıp, sonra tertibi gusül almaya niyet etmemde bir sakınca var mıdır?

C: Niyet edip gusle başlamadan önce sırtı veya bedenin herhangi bir yerini yıkamanın bir sakıncası yoktur. Tertibî guslün alınış şekli şöyledir: Bedenin tamamını temizledikten sonra gusle niyet eder ve ilk önce baş ve boynu yıkar, sonra ihtiyat gereği bedenin sağ tarafını omuzdan ayak altına kadar, sonra da sol tarafını yıkar, böylece alınan gusül sahihtir.

S.205: Kadına, gusül ederken saçlarının tamamını yıkaması farz mıdır? Acaba, suyun başın derisinin tamamına ulaşması yeterli değil mi?

C: İhtiyaten farz olarak saçların tamamı yıkanmalıdır. 

 

Batıl Gusüllerle İlgili Hükümler

S.206: Bulûğ çağına eriştiğinde guslün farz oluşunu ve alınma şeklini bilmeyen ve böylece on seneye yakın bir süre geçtikten sonra taklit etmesi gerektiğini ve guslün ona farz olduğunu anlayan bir kimsenin vazifesi nedir? Namaz ve oruçlarını kaza etmek gibi sorumlulukları var mıdır?

C: Cünüp halinde kılmış olduğu bütün namazları kaza etmelidir. Yine, uykuda muhtelim olma veya başka bir yolla cünüp olduğunu bilir, ama cünüplünün oruçları için gusletmesinin gerekli olduğunu bilmezse, cünüp halinde tutmuş olduğu oruçları da kaza etmelidir. Hatta; daha güçlü görüş gereğince, hükmü bilmemesi onun kendi kusurundan dolayı olursa (öğrenmek hususunda şer'î bir mazereti olmazsa), üzerine keffaret de farz olur. Ancak; kesinlikle cünüp olduğunu bilmez ve oruç tutacağı günü şafak vaktine kadar da cünüp olduğunun farkına varmazsa, üzerine ne orucun kazası, ne de keffareti farz olmaz.

S.207: 14 yaşından önce ve sonra istimna eden ve meni geldiği halde gusül etmeyen bir gencin görevi nedir? Acaba; istimna edip ondan meni geldiği bu süre içerisinde gusletmesi farz mıydı? Veya bu süre içerisinde kılmış olduğu bütün namazlar, tuttuğu oruçlar batıl mıdır ve onları kaza etmesi mi gerekir? Elbette, muhtelim olduğunda da gusletmiyordu ve meni gelmesinin guslü gerektirdiğini de bilmiyordu.

C: Bir defa gusletmek, şimdiye kadar vaki olmuş olan bütün cenabetler için kifayet eder. Kesin olarak cenabet halinde kılmış olduğunu bildiği bütün namazları da kaza etmelidir. Ama; oruca gelince, eğer oruç tutacağı günlerin akşamları cünüp olduğunu bilmiyorduysa o oruçlar doğrudur ve kaza etmesi de gerekmez. Eğer ondan meni geldiğini, cünüp olduğunu biliyor, ama orucunun sahih olması için gusül etmesi gerektiğini bilmiyorduysa, böylece tutmuş olduğu bütün oruçları kaza etmelidir. Ayrıca; hükmü bilmemesi kendi kusurundan kaynaklanmış (bilmemekte bir mazereti yok) ise her gün için keffaret de vermesi ihtiyata daha uygundur.

S.208: Malesef, bir kaç yıl boyunca cenabet hususunda ve cenabet guslü hükümleri hakkında hiç bir bilgim yoktu. Aynı zamanda, namaz kılıyor ve oruç tutuyordum. Bu durumda ne yapmam gerekir?

C: Bu süre içerisinde oruç tuttuğunuz günlerde cünüp olduğunuzdan kesinlikle haberiniz yokduysa oruçlarınız sahihtir. Ama; cünüp olarak kıldığınızı bildiğiniz namazları kaza etmeniz gerekir.

S.209: Cünüp olduktan sonra aldığı gusüller yanlış ve batıl olan kimsenin hükmü bilmediğini dikkate alarak kılmış olduğu namazların hükmü nedir?

C: Batıl gusül ile cünüp olarak kılınan namazlar batıldır, yenilenmesi veya kaza edilmesi gerekir.

S.210: Farz gusüllerden birinin niyetiyle guslettim. Hamamdan çıktıktan sonra tertip üzere gusül almadığımın farkına vardım, ama; yalnızca tertibi niyet etmenin yeterli olduğuna ihtimal verdiğimden yeniden gusül almadım. Fakat şimdi tereddüt içerisindeyim, acaba bütün namazlarımı kaza mı etmem gerekir?

C: Eğer yaptığınız guslün doğru olduğuna ihtimal verir ve gusül alırken, guslün doğruluğunda şart olan konuların da farkında idiyseniz, sizin üzerinize bir şey farz değildir. Eğer, yaptığınız guslün batıl olduğuna dâir kesin bilginiz varsa, bütün namazlarınızı kaza etmeniz gerekir.

S.211: Cenabet guslü alırken, önce sağ tarafımı, sonra başımı, daha sonra da sol tarafımı yıkıyordum. Konuyu sorup öğrenmedim de; bu durumda benim namaz ve oruçlarımın hükmü nedir?

C: Bu şekilde alınan gusül batıldır; dolayısıyla, böyle yapılan gusül ile kılınmış olan namazlar da batıldır ve kaza edilmesi gerekir. Ama; oruçlara gelince; mezkûr şekilde alınan guslün doğru olduğuna inanıyorduysanız ve kasıtlı olarak sabah ezanına kadar cünüp olarak kalmadıysanız, orucunuz sahihtir. 

 

Teyemmümle İlgili Hükümler

S.212: Teyemmümün sahih olduğu toprak, alçı ve mermer taşı gibi şeyler duvarda olursa, onların üzerine teyemmüm etmek sahih midir? Yoksa onların yer üzerinde olması mı gerekir?

C: Teyemmümün doğruluğunda bunların yerin üzerinde olması şart değildir.

S.213: Eğer cünüp olur ve hamama ulaşma imkanım olmadığından bir kaç gün cünüp olarak kalırsam, acaba gusül yerine bir defa teyemmüm ettikten sonra diğer namazlar için önceki gibi abdest almam veya teyemmüm etmem gerekir mi? Yoksa, bir teyemmümle yetinebilir miyim? Yenilemem gerektiğinde abdest mi almam gerekir, teyemmüm mü?

C: Cünüp olan kimse, gusül yerine doğru olarak teyemmüm ettikten sonra, küçük abdesti bozulursa, ihtiyat gereği gusül yerine teyemmüm etmeli, daha sonra abdest almalıdır.

S.214: Gusülde olan hükümler gusül yerine olan teyemmümde de geçerli midir? Yani, teyemmümle de camiye girmek câiz midir?

C: Vakit darlığı yüzünden gusül yerine alınan teyemmüm hariç, gusül için geçerli olan bütün şer'î eserleri (hükümleri) gusül yerine yapılan teyemmüme de uygulamak câizdir.

S.215: Omuriliği kopması yüzünden meslus olan (idrarını tutamayan) bir kimsenin, hamama gitmesinde bir miktar zahmet olduğundan dolayı Cuma ve ziyaret guslü gibi müstehap gusüller yerine teyemmüm edebilir mi?

C: Taharetin şart olduğu yerler dışında, teyemmümün gusül yerine geçebilmesi şüphelidir. Ama; guslün meşakkati gerektirdiği yerlerde, beğenilir olma kastıyla müstehap gusüller yerine teyemmüm edilmesinin bir mahzuru yoktur.

S.216: Su olmadığı veya suyun kendisine zararlı olduğu için gusül (cenabet guslü) yerine teyemmüm eden bir kimse, camiye gidip cemaat namazı kılabilir mi? Bu adamın Kur'an okumasının hükmü nedir?

C: Teyemmüm etmesini câiz kılan mazereti kalkmadıkça ve teyemmüm batıl olmadıkça yaptığı teyemmümle taharetin şart olduğu bütün amelleri yapabilir.

S.217: Uykuda iken insandan bir rutubet gelir ve uyandıktan sonra hiç bir şey hatırlamaz, ama elbisesinde rutubet olduğunu görürse, sabah namazının vakti daralması nedeniyle hatırlamak için düşünmeye de vakti olmazsa; bu durumda ne yapmalıdır? Abdest yerine mi teyemmüm etmeğe niyet etmelidir, gusül yerine mi?

C: Eğer, ihtilam olarak cünüp olduğunu bilirse, gusletmesi farzdır; vakit dar ise bedenini temizledikten sonra, teyemmüm etmelidir. Sonra da gusül eder. Ama; eğer ihtilam ve cünüp olduğunda şüphe ederse üzerine cenabet görevi gelmez.

S.218: Hadis-i şerifte, her gün hamama gitmek insanı zayıflattığının buyrulduğu dikkate alınarak; bir kaç gece aralıksız cünüp olan kimsenin görevi nedir?

C: Gusletmesi farzdır; ama, eğer suyun ona zararı olursa, görevi teyemmüm etmektir.

S.219: Namaz kılmak ve mübarek Ramazan ayını oruç tutmak isteyen bir kimse, gayri ihtiyari olarak meni gelmesi yüzünden devamlı cünüp oluyor ve bir takım nedenlerden dolayı her saat ve her gün gusletmesi mümkün değildir. Namaz ve oruçları yerine getirebilmek için bu adamın ne yapması gerekir?

C: Eğer, cenabet guslünü terketmeğe dâir şer'î bir mazereti var ise, onun yerine teyemmüm etmelidir Oruç ve namazları da sahihtir.

S.220: Bir hastalık nedeniyle elimde olmadan, zevk söz konusu olmaksızın benden sık sık meni geliyor. Bu durumda namaz konusunda görevim nedir?

C: Eğer, her namaz için gusletmenin size zararı veya çetinliği olursa, vücudunuzu temizledikten sonra teyemmümle namaz kılmalısınız.

S.221: Guslederse hasta olacağına inandığından dolayı cenabet guslünü terkedip sabah namazını teyemmümle kılan bir kimsenin hükmü nedir?

C: Eğer, gusletmenin ona zarar vereceğine inanırsa, teyemmüm etmesinin sakıncası yoktur ve onunla namazı da sahihtir.

S.222: Tehlikeli olmayan bir cilt hastalığım var. Yıkandığımda cildim kuruyor; hatta el ve yüzümü yıkadığımda da bu durum ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, vücuduma yağ sürmek zorundayım. Bu yüzden de abdest almak istediğimde zorluk çekiyorum; özellikle de sabah namazı için abdest almam çok zor oluyor. Bu durumda, sabahları abdest yerine teyemmüm etmem câiz midir?

C: Eğer, su kullanmanın size zararı varsa, abdest almaktan kaçının ve onun yerine teyemmüm edin.

S.223: Vaktin dar olduğunu zannederek teyemmümle namaz kıldıktan sonra, abdest için de yeterli vaktin olduğunu anlayan bir kimsenin bu namazının hükmü nedir?

C: O namazı yeniden kılması gerekir.

S.224: Hamamı olmayan bir yerde yaşıyoruz. Bazen mübarek Ramazan ayında sabah ezanından önce uykudan uyandığımda cünüp olduğumu görüyorum. Bu vakitte suyun soğuk olmasının yanısıra, halkın gözü önünde genç bir adam gece yarısı kalkıp bir küçük kazan ve benzerinde ısıtılan suyla gusletmesi de ayıptır. Bu durumda, yarının orucu hususunda görevim nedir? Teyemmüm edebilir miyim? Ve gusledemediğim takdirde orucu yememin hükmü nedir?

C: Bir işin yalnızca zor olması veya halkın gözünde ayıp olması şer'î açıdan özür sayılmaz; gusletmek mükellefe çok çetin veya zararlı olmadıkça mümkün olan bir yolla gusletmelidir. Ama, eğer çok meşakkatli veya zararlı olursa, görevi teyemmüm etmektir. Bu durumda, şafaktan önce teyemmüm ederse orucu sahihtir. Ama, eğer teyemmüm de etmezse orucu batıldır; ancak, gün boyunca orucu bozan şeylerden sakınması gerekir. 

 

Kadınlarla İlgili Hükümler

S.225: Annem, Peygamber efendimizin neslindendir. Acaba, ben de seyyide sayılır mıyım ki, altmış yaşına kadar aybaşı gördüğüm kanı hayız kabul edip kan gördüğüm zamanlar namaz ve oruçlarımı terkedeyim?

C: Babası Haşimî olmayan bir kadının annesi seyyide olsa bile, elli yaşından sonra kan görürse istihaze hükmündedir.

S.226: Günü belli olan adak orucuna niyet ettiğinde hayız olan kadının hükmü nedir?

C: Günün az bir kısmında bile olsa hayız olunca orucu batıl olur ve temizlendikten sonra onu kaza etmesi farzdır.

S.227: Kadının, temizlendiğine kanaat getirdikten sonra gördüğü lekelerin hükmü nedir? Elbette bu lekeler kan veya suyla karışmış kan özelliğini taşımıyor.

C: Kan değilse hayız hükmünü taşımamaktadır. Konunun teşhisi kadının görevidir.

S.228: Oruç tutmak için ilaç kullanarak adet olmayı önlemenin hükmü nedir?

C: Bunun bir sakıncası yoktur.

S.229: Hamile olan bir kadın, hamilelik döneminde zayıf bir kanama geçirir ama, çocuğu düşmezse gusletmesi farz olur mu?

C: Kadının, hamilelik döneminde gördüğü kan, eğer hayız sıfatı ve şartlarını taşırsa hayızdır, aksi takdirde istihazedir; eğer, çok veya orta istihaze olursa gusletmesi farz olur.

S.230: Adet süresi belli -örneğin yedi gün- olan bir kadın hamileliği önlemek için spiral kullandığı için her defasında oniki gün kan görmeğe başlamıştır; acaba, yedi günden fazlası hayız kanı mıdır, istihaze midir?

C: Eğer kan on gün içerisinde kesilmezse, adet günleri hayız, geri kalanı ise istihazedir.

S.231: Hayız ve nifaslı kadınların, imamların evlatlarının mezarlarının bulunduğu türbelere girmeleri câiz midir?

C: Saygısızlık sayılmazsa câizdir.

S.232: Kürtaj yaptıran bir kadın nifaslı mı sayılır?

C: Pıhtılaşmış bir kan bile olsa, kadının çocuk düşürdükten sonra gördüğü kan nifas hükmündedir.

S.233: Kadının yaise olduktan sonra gördüğü kanın hükmü ve bu kadının vazifesi nedir?

C: İstihaze hükmünde olması uzak bir ihtimal değildir.

S.234: İstenmiyen hamileliklerden korunma yollarından biri de hamileliği önleyici ilaçlar kullanmaktır. Fakat, bu ilaçları kullanan kadınlar adet günlerinde ve ondan sonra kan lekeleri görüyorlar, bu kan lekelerinin hükmü nedir?

C: Bu lekeler hayızın şeriatca belirlenen şartlarını taşımıyorsa hayız hükmünde olmayıp istihaze hükmündedir. 

 

Meyyitlerle İlgili Hükümler

S.235: Günümüzde, ister erkek olsun, ister kadın, ölülerin kefen ve defin işleri bazı erkekler (mezarlığın sorumluları veya orda ücretle çalışanlar) tarafından yapılmaktadır. Bunların ölünün mahremi olmadıkları da bilinmektedir; bu durumda bu tür yapılan defin işleminin bir mahzuru var mıdır?

C: Ölüye gusül veren kimsenin erkek ve kadın olma yönünde ölüyle aynı cinsten olması şarttır. Ölüyle aynı cinsten olanın gusül verme imkanı olduğu takdirde hemcins olmayanın gusül vermesi doğru değildir ve gusül batıl olur. Ama; kefen ve defin işleminde ölüyle aynı cinsten olması şart değildir.

S.236: Köylerde genelde ölülere evlerin içerisinde gusül veriyorlar. Bazen küçük çocukları olan ölünün bir vesisi de olmuyor; bu gibi yerlerde görüşünüz nedir?

C: Ölünün gusül, kefen ve defninde gerekli olan normal miktardaki tasarruflar için çocuğun velisinin izni gerekmez. Dolayısıyla, varislerin arasında -çocuk gibi- kayyimi gerektirenlerin bulunması, bu gibi tasarruflara engel teşkil etmez.

S.237: Yüksek bir yerden düşerek veya başka bir kaza sonucu ölen bir kimsenin bedeninden kan gelmeğe devam ettiği takdirde görev nedir? Kanın kendiliğinden veya tıbbî yollarla kesilmesi mi beklenmelidir? Yoksa, kan gelmesine rağmen defnetmeleri mi gerekir?

C: Mümkün olduğu takdirde, gusülden önce ölünün bedeninin temizlenmesi farzdır. Bu durumda, kanın kendiliğinden veya bir vesileyle engellenerek kesilinceye kadar beklemek mümkünse, beklemeleri gerekir.

S.238: Şimdilik saha halini almış olan bir yeri kanal geçirmek için kazdıklarında yaklaşık 40 ile 50 yıl önce defnedilmiş olup mezarının izleri kaybolan bir ölüye ait kemikler bulunmuştur. Acaba, bakmak için bu kemiklere el sürmenin bir sakıncası var mı? Ve bu kemikler necis midir?

C: Gusül verilmiş olan müslüman ölünün kemikleri necis değildir ve toprağa defnedilmesi gerekir.

S.239: İnsan, kendisi için almış olduğu kefen ile babasını, annesini veya yakın bir akrabasını kefenlemesi câiz midir?

C: Bunun bir sakıncası yoktur.

S.240: Tıbbî incelemeler yapan bir grup, bazı tıbbî inceleme ve deneyler yapmak için ölünün kalp ve diğer bazı uzuvlarını bedeninden çıkarıp bir gün sonra defnediyorlar. Dolayısıyla, şu soruları cevaplandırmanızı rica ediyoruz: a) Üzerinde deney ve inceleme yapılan cenazelerin müslüman cenazeleri olduğuna göre bu işi yapmamız câiz midir? b) Bu kalp ve dokuları ölünün bedeninden ayrı defnetmek câiz midir? c) Bu kalp ve dokuları ayrı defnetmenin bir çok zorlukları bulunduğu için onları başka bir cenazenin bedeniyle birlikte defnetmek câiz midir?

C: Korunması gereken bir canı kurtarmak veya toplumun muhtaç olduğu tıbbî bilgiyi elde etmek ya da halkın hayatını tehdid eden bir hastalığı keşfetmek, bir cesedi teşrih etmeği gerektirirse bu iş câizdir. Ama, bu amaç için müslüman ölünün bedeninden yararlanmamak ihtiyata daha uygundur. Müslümanın cesedinden koparılan uzuvlara gelince; bu konudaki şer'î hüküm, onların o müslümanın cesediyle birlikte defnedilmeleridir. Fakat; eğer onların meyyitin bedeniyle birlikte defnedilmesinin sakıncası varsa, ayrı olarak defnedilebilirler.

S.241: İnsanın kendisi için kefen alıp farz ve müstehap namaz vakitlerinde onu yere serip üzerinde namaz kılması, Kur'an okuması ve ölürken onu kendine kefen yapması câiz midir? Yine, İslam dininde, insanın kendisi için kefen alıp onun üzerine Kur'an ayetlerini yazması ve yalnızca kefen olarak kullanması câiz midir?

C: Mezkûr şeylerin hiç birisinin sakıncası yoktur.

S.242: Son zamanlarda yaklaşık yediyüz yıl öncesine ait olan mezar içerisinde bir kadın iskeleti bulunmuştur. Kafatasında bir miktar saç bulunan bu iskelet kamil bir insan iskeletinden ibarettir. Arkeologlar onun müslüman bir kadının iskeleti olduğunu söylüyorlar. Acaba; ibret olsun diye bu iskeletin mezar şeklinde yapılan bir yere konarak, ahireti hatırlatan bazı ayet ve hadislerin de yazılarak tarihî eserler müzesi tarafından sergilenmesi câiz midir?

C: Eğer iskeletin müslüman bir ölüye ait olduğu tesbit edilirse, hemen yeniden defnedilmesi gerekir.

S.243: Bir köyde kimsenin malı, mülkü veya vakfı olmayan bir mezarlık var. Acaba, köy halkının, şehirden veya başka bir köyden olan cenazenin ya da o mezarlığa defnedilmeyi vasiyet etmiş olan birisinin oraya defnedilmesini önlemeleri câiz midir?

C: Eğer, o mezarlık bir kimsenin özel mülkü değilse ve yalnızca o köyün halkı için de vakfedilmemişse, köy halkının, diğerlerinin ölülerini oraya defnetmelerini engellemeye hakları yoktur. Ve birisi orada defnedilmeyi vasiyet etmişse, vasiyete göre amel edilmesi farzdır.

S.244: Bazı hadislerde mezarların üzerine su dökmenin müstehap olduğu yeralmıştır -Lealiy-yil Ahbar kitabında olan hadisler gibi-. Acaba bu, ölünün defnedildiği güne mi mahsustur, yoksa her zaman için geçerli midir? Bu konudaki görüşünüz nedir?

C: Sevabı olacağı ümidiyle cenazenin defnedildiği gün ve diğer günler mezar üzerine su serpmenin bir sakıncası yoktur. Ama; bunun müstehap olduğunu isbatlamak zordur.

S.245: Niçin ölüyü geceleyin defnetmiyorlar? Ölüyü geceleyin defnetmek haram mıdır?

C: Ölüyü geceleyin defnetmenin bir mahzuru yoktur.

S.246: Trafik kazasında ölen bir kimseyi yıkayıp, kefenleyip, mezarlığa getirerek mezara koymak istediklerinde tabut ve kefeninin, ölünün başından akmakta olan kana bulaşmış olduğunu gördüler; bu durumda, kefeni değiştirmeleri gerekir mi?

C: Mümkünse kefenin kana bulaşan bölümünü yıkamak veya kesmek ya da kefeni değiştirmek gerekir, aksi halde öylece defnetmeleri câizdir.

S.247: Bu şahıs kanlı kefenle defnedilirse, hükmü nedir?

C: Ona gusül vermek veya kefenini değiştirmek için mezarını açarak onu çıkarmak farz olmadığı gibi, câiz de değildir.

S.248: Kanlı kefenle defnedilen bu ölünün defnedilmesinden üç ay geçtikten sonra, mezarını açmak câiz midir?

C: Mezkûr durumda mezarı açmak câiz değildir.

S.249: Aşağıdaki üç soruya cevap verir misiniz: 1- Hamile kadın doğum esnasında ölürse karnındaki çocuğun aşağıdaki durumlarda hükmü nedir: a) Çocuğa, yeni ruh verilmiştir (üç aylık veya daha fazladır) ama, anne rahminden çıkarıldığı takdirde ölme ihtimali çok güçlüdür. b) Çocuk yedi aylık veya daha fazladır. c) Çocuk anne rahminde ölmüştür. 2- Hamile kadın doğum esnasında ölürse karnındaki çocuğun da ölüp ölmediği araştırmaları diğerlerine farz mıdır? 3- Hamile kadın doğum esnasında ölmüştür ve karnındaki çocuk sağdır. Ama; -normalin aksine- birisi çocuğun sağ olmasına rağmen annesinin karnındaki çocukla birlikte defnedilmesini emretmektedir. Bu konuda görüşünüz nedir?

C: Çocuk annesiyle birlikte ölmüşse çıkarılması farz olmadığı gibi câiz de değildir. Ama; eğer ölen annenin rahminde çocuk sağ kalır ve çıkarıldığı takdirde yaşayacağı ihtimal verilirse, onu hemen çıkarmak için acele etmek farzdır. Çocuğun, anne rahminde ölmüş olduğu anlaşılmadıkça annesini, karnındaki çocuğuyla birlikte defnetmek câiz değildir. Eğer; çocuk sağ olarak annesiyle birlikte defnedilir ve -ihtimalen bile- defnedildikten sonra sağ kaldığı zannedilirse, hemen kabrin açılıp çocuğun anne rahminden sağ olarak çıkarılması farzdır. Nitekim; eğer çocuğun, ölmüş olan annesinin rahminde yaşaması defnin geciktirilmesine bağlı olursa, çocuğun hayatını kurtarmak için defnin geciktirilmesi farzdır. Eğer; birisi “ölmüş hamile kadını rahmindeki sağ çocuğuyla birlikte defnedilmesi câizdir” der, diğerleri de onun görüşünün doğru olduğunu sanarak anneyi öylece defneder ve bu, çocuğun da mezarda ölmesine sebep olursa, çocuğun diyeti bizzat defneden mübaşiret eden kimsenin üzerinedir. Ama; eğer çocuğun ölümü bu görüşü ileri süren kimseye dayanırsa diyet onun üzerinedir.

S.250: Belediye, mezarlıktan daha iyi yararlanılması için mezarların iki kat halinde yapılmasını kararlaştırmıştır. Bu konudaki şer'î hükmü açıklamanızı rica ederiz?

C: Mezarın açılmasını gerektirmediği ve bir müslümana saygısızlık olmadığı takdirde müslümanların mezarlarını bir kaç kat yapmak câizdir.

S.251: Bir çocuk su kuyusuna düşmesi sonucu orada boğularak ölmüştür. Kuyuda bulunan su dolayısıyla çocuğun bedeni çıkarılamıyor bu durumda ne yapmak gerekir?

C: Kuyuda bırakılır ve kuyu onun mezarı olur. Eğer; kuyu başkasının mülkü değilse ya da sahibi razı olursa, o kuyunun kullanılmayarak kapatılması farzdır.

S.252: Bölgemizde sine ve zincir vurma törenleri sadece Ehl-i Beyt imamları (a.s), şehidler ve din büyüklerinin matem merasimlerinde yapılmaktadır. Acaba; silahlı kuvvetler yetkililerinin veya İslam Cumhuriyeti ve bu müslüman halka önemli hizmetleri geçen şahsiyetlerin de vefatında bu tür törenlerin yapılması câiz midir?

C: Aslında böyle bir durumda bu tür merasimler düzenlemenin sakıncası yoktur; ama bu işlerin ölü için bir faydası da yoktur. Bunların yerine ölü için Fatiha meclisleri düzenlemek ve onun için Kur'an okumak daha iyidir.

S.253: Geceleyin mezarlığa gitmenin mekruh olduğu bilinmekle birlikte, geceleyin mezarlığa gitmenin İslami terbiye açısından etkili olduğunu gören bir kimsenin hükmü nedir?

C: Bunun bir sakıncası yoktur.

S.254: Kadınların cenaze teşyiine katılmaları ve cenazeyi taşımaları câiz midir?

C: Sakıncası yoktur.

S.255: Bazı aşiretler arasında, biri ölünce matem törenlerine katılanlara yemek vermek üzere çok sayıda koyun kesmek bir gelenek halini almıştır. Bu iş bazen büyük boyutta zarar verecek şekilde borç altına girmeği gerektiriyor. Bu gelenekleri yaşatmak için bu zararları üstlenmek câiz midir? Ölü sahiplerinin ve bu merasimlere katılanların şer'î hükmü nedir?

C: Eğer; yemek verme masrafları, büyük varislerin malından ve onların rızası ile olursa, her ne şekilde ve her ne miktarda olursa olsun câizdir. Ama; eğer ölünün kendi malından vermek isterlerse bu onun vasiyyetinin keyfiyetine bağlıdır.

S.256: Şu anda bir bölgede mayın patlaması sonucu ölen kimseye şehid hükmü uygulanır mı?

C: Yıkamamak ve kefenlememek hükmü sadece savaşta öldürülen şehide mahsustur.

S.257: İnkılap muhafızları ordusunda görev yapan kardeşler bazen Mehabad, Urumiye veya diğer bölgelerde İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı savaşan düşman çeteleriyle çatışıyorlar; dolayısıyla şehid düşenler oluyor. Acaba; bu aziz şehidlere gusül veya teyemmüm vermek farz mıdır? Yoksa bu bölgeler de savaş meydanı mı sayılmaktadır?

C: Eğer; o bölgeler hak ve batıl ordusu arasında savaş meydanı olursa, hak ordusundan ölenler şehid hükmündedirler.

S.258: Sakalını tıraş eden bir kimse, -çocukları da ya yurt dışına kaçan münafıklardandır ya da pişmanlığını ilan edenlerdendir- mü'min bir kimsenin cenaze namazında mü'minlere imamlık edebilir mi?

C: Diğer cemaat namazları ve cemaat imamlarında gerekli olan şartların, cenaze namazında şart olmadığı uzak bir ihtimal değildir. Gerçi; o şartlara cenaze namazında da riayet etmek ihtiyata daha uygundur.

S.259: Mü'min bir kişi (dünyanın herhangi bir yerinde) İslam hükümlerini icra etmek yolunda veya gösteri sırasında ya da Caferî fıkhını uygulama yolunda öldürülürse şehid sayılır mı?

C: Onun için şehid sevabı vardır; ama, şehidin defniyle ilgili hükümler, savaş meydanında, savaş esnasında, şehid edilen kimseye mahsustur.

S.260: Uyuşturucu madde kaçakçılığı suçundan dolayı kanun gereği idama mahkum olup yüksek divan yetkililerinin onayı ile idam edilen bir kimsenin cenaze namazı kılınır mı? Ve onun için düzenlenen matem merasimleri, Kur'an okuma ve Ehl-i Beyt mersiyeleri okuma merasimlerinin hükmü nedir?

C: İdam hükmü infaz edilen bir müslüman da aynen diğer müslümanlar gibidir; ölülere uygulanan bütün hüküm ve gelenekler onun hakkında da uygulanır.

S.261: Canlı bir insanın bedeninden kopmuş olan etli kemiğe dokunmak meyyite dokunma guslünü gerektirir mi?

C: Mezkûr durumda meyyite dokunma guslü farz olur.

S.262: Çekilen dişin üzerinde gelen diş etine dokunmak meyyite dokunma guslünü gerektirir mi?

C: Hayır, guslü gerektirmez.

S.263: Elbisesiyle birlikte defnolunan şehide dokunmak meyyite dokunma guslünü gerektirir mi?

C: Mezkûr şehide dokunmak meyyite dokunma guslünü gerektirmez.

S.264: Ben tıp fakültesinde okuyan bir öğrenciyim. Otopsi esnasında bazen ölünün bedenine dokunmak zorunda kalıyorum. Elbette, biz bu ölülerin müslüman ölüler olduklarını bilmiyoruz. Fakat, yetkili kişiler kesin olarak onların gusül verilmiş olan müslüman ölüleri olduğunu söylüyorlar. Bunlara atfen bu ölülere dokunduktan sonra namazla ilgili olarak görevimizin ne olduğunu ve üzerimize meyyite dokunma guslü farz olup olmadığını açıklamanızı rica ediyoruz.

C: Bir ölüye gusül verilmiş olduğu size isbatlanmadıkça ve bu hususta şüphede olduğunuz sürece, o ölünün bedenine veya ondan kopan uzuvlarına dokunmak guslü farz kılar ve meyyite dokunma guslü yapmadıkça namaz sahih olmaz. Ama; eğer ona gusül verilmiş olduğu isbatlanırsa, onun guslünün doğru verilip verilmediğinde şüphe edilse bile onun bedenine veya ondan kopan uzuvlarına dokunmak guslü gerektirmez.

S.265: İsmi ve nereli olduğu bilinmeyen bir şehid bir kaç çocukla birlikte bir mezarda defledilmiş ve bir aydan sonra bu şehidin, mezarın bulunduğu şehrin halkından olmadığını kanıtlayacak bazı belirtiler ele geçmiştir. Acaba; bu durumda o mezarı açmak câiz midir?

C: Şer'î hükümlere uygun olarak defnedilmişse, artık hiç kimse mezarı açmak hakkına sahip değildir.

S.266: Mezarı kazmaksızın ve üzerindeki toprak giderilmeden, bazı özel kameralarla kabrin içerisinden bilgi ve filim elde etmek mümkün olursa, buna da mezarı açmak denir mi?

C: Mezarı kazmadan ve mezarı açıp ölünün bedenini açığa çıkarmadan, ölünün bedenini kameraya almaya mezarı açmak denmez.

S.267: Belediye, sokağı genişletmek amacıyla mezarlığın etrafındaki makbere odalarını yıkmak istiyor. Bunu göz önünde bulundurarak aşağıdaki soruları cevaplamanızı rica ediyoruz: 1- Mezarlık görevlilerinin bu odalarda bulunan mü'minlerin kabirleri hususundaki vazifeleri nedir? 2- Bu ölülerin kemiklerini ordan çıkarıp ayrı bir yerde defnetmek câiz midir?

C: Mü'minlerin mezarlarını yıkmak ve açmak câiz değildir. Ama; eğer mezar açılır ve Müslüman ölünün bedeni veya çürümemiş kemikleri ortaya çıkarsa, onu yeniden defnetmek farzdır. Mezarlık görevlilerinin ise, mezarlık görevlileri olarak bu konuda özel bir mükellefiyetleri yoktur.

S.268: Şer'î ölçülere riayet etmeksizin Müslümanların mezarlarını yıkmağa kalkışan bir kimseye karşı diğer Müslümanların görevi nedir?

C: Şart ve derecelerine riayet ederek münkerden nehyetmek diğer Müslümanlara farzdır.

S.269: Babam 36 yıl önce bir mezarda defnolmuştur. Şimdi de vakıf idaresinden izin alarak kendim o mezardan yararlanmak istiyorum. Mezar vakıf olduğuna göre kardeşlerimden de izin almam gerekir mi?

C: Ölülerin defnedilmesi için genel vakıf olan bir yerde bulunan mezar hususunda, orada defnedilmiş olan cenazenin varislerinden izin almak şart değildir. Ancak; cenazenin kemikleri toprak olmadan önce, oraya başka bir cenazeyi defnetmek için mezarı açmak câiz değildir.

S.270: Ben tıb tahsili yapmakta olan bir üniversite öğrencisiyim. Araştırma için ihtiyaç duyduğumuz doğal kemikler ders okuduğumuz yerde az olduğundan, eski mezarlarda bulunan kemiklerden yararlanmamız câiz midir? Yine, müzelerde veya mezarlarda bulunan kemiklere el sürmekle meyyite dokunma guslü farz olur mu?

C: Mezarı açmağı gerektirdiği takdirde, Müslüman mezarlığından kemik almak câiz değildir. Ve eğer; kemikler gusül verilmiş olduğu bilinmeyen bir cenazeye ait olursa ona dokunmak meyyite dokunma guslünü farz kılar.

S.271: Hangi durumlarda mezarı açmak câizdir? Müslüman mezarlığını yıkıp başka bir merkez durumuna getirmenin (şer'î bir) yolu varsa, açıklamanızı rica ederiz.

C: Mezarı açmak haramdır, bundan istisna edilen yerler ilmihal kitaplarında açıklanmıştır. Müslümanların ölülerinin defnedilmesi için vakfedilmiş olan Müslüman mezarlığını başka bir şeye değiştirmek câiz değildir.

S.272: Dinî merciden izin aldıktan sonra mezarları açıp ölülerin defni için vakfedilmiş olan mezarlığı başka bir şeye değiştirmek câiz midir?

C: Mezarı açmanın câiz olmadığı ve ölülerin defni için vakfedilmiş olan mezarlığın tahrip edilmesinin câiz olmadığı yerlerde izin fayda vermez.

S.273: Yirmi yıl önce ölmüş olan bir kişinin mezarına, yalnışlıkla aynı köyde yeni ölen bir hanımın cenazesini defnetmişler. Elbette, söz konusu kişiye ait mezarda hiç bir kalıntıya rastlanmamıştır. Buradaki şer'î hüküm nedir?

C: Bu durumda diğerlerine düşen bir görev yoktur. Cenazenin başka bir meyyitin kabrine defnedilmesi, cenazeyi başka bir yere nakletmek için mezarın açılmasını câiz kılmaz.

S.274: Caddelerin birisinin ortasında dört tane mezar bulunmaktadır. Bu mezarlar yolun genişletilmesini engelliyor. Öte yandan, mezarları açmak da şer'î açıdan câiz değildir. Bu konuda belediyenin şer'î hükümlerin dışına çıkmaması için ne yapmamız gerektiği hususunda bizleri aydınlatmanızı rica ediyoruz.

C: Eğer mezarları açmaksızın yolu onların üzerinden yaptırmak mümkün olur veya mezarların olduğu yerden caddenin geçmesi zorunlu olursa bir sakıncası yoktur. Aksi takdirde, mezarların üzerinden yolu genişletmek câiz değildir. 

 

Necaset Hükümleri

S.275: Kan pâk mıdır?

C: İster insan olsun, ister hayvan; kanı sıçrayarak çıkan canlıların kanı necistir.

S.276: İmam Hüseyin (a.s)'ın yas merasimlerinde bazen başı şiddetle duvara vurmaları sonucu başlarından bu merasime katılanların üzerine kan sıçrıyor, bu kan pâk mıdır?

C: İnsan kanı her durumda necistir.

S.277: Kanlı bir elbiseyi yıkadıktan sonra onun üzerinde kalan hafif kan lekesi necis midir?

C: Eğer kanın kendisi kalmaz ve yalnızca yıkamakla gitmeyen renk kalırsa, pâktır.

S.278: Yumurtada olan kan noktacığının hükmü nedir?

C: Pâktır. Ama; yenilmesi haramdır.

S.279: Haramla cünüp olan kimsenin ve necis yiyen hayvanın terinin hükmü nedir?

C: Necaset yiyen devenin teri necistir. Ama; necaset yiyen diğer hayvanlarla, haramla cünüp olan kimsenin teri güçlü görüş gereği pâktır. Fakat; haramla cünüp olanın teriyle namaz kılmamak ihtiyaten farzdır.

S.280: Ölüye sidir ve kafur ile gusül verildikten sonra, normal su ile gusül verilmeden önce, ölünün bedeninden damlayan su damlacıkları pâk mıdır?

C: Ölünün üçüncü guslü tamamlanmadıkça necaset hükmünde bâki kalır.

S.281: El, dudak ve ayaklardan bazen kopan deri parçaları pâk mıdır?

C: Ellerden, dudaklardan, ayaklardan veya bedenin ayrı bir yerinden kendiliğinden kopan deri parçaları pâktır.

S.282: Bir şahıs, savaş alanında domuzu öldürüp etini yeme mecburiyetinde kalmıştır. Bu kimsenin bedeninin rutubeti ve ağzının suyu necis midir?

C: Haram ve necis et yiyen kimsenin ağzının suyu ve bedeninin teri necis değildir. Ve onun için istibra (bir kaç gün yemeğini kontrol etmesi) da söz konusu değildir. Ancak; ıslak olarak domuzun bedenine değen her şey necistir.

S.283: Ressamlık ve yazı işlerinde kullanılan fırça ve kalemlerin iyi kaliteli olanları gayri İslamî ülkelerden getirilmektedir. Bunlar genellikle domuz kılından imal edilmektedir. Bu gibi fırça ve kalemlere herkes kolaylıkla ulaşabiliyor ve özellikle kültürel merkezlerde ve tebliğ bürolarında çokca bulunmaktadır. Bu gibi fırça ve kalemleri kullanmanın şer'î hükmü nedir? Ve bunlarla Kur'an ayeti ve hadis-i şerif yazmak câiz midir?

C: Domuz kılı necistir ve şeriatca taharetin şart olduğu yerlerde kullanmak câiz değildir. Ama; taharetin şart olmadığı yerlerde onları kullanmanın sakıncası yoktur. Fırçanın domuz kılından yapılıp yapılmadığı bilinmediği takdirde ise onu taharetin şart olduğu işlerde de kullanmanın sakıncası yoktur.

S.284: Almanya'ya gelen büyük alimlerden birisi, burada sadece üç şeye, yani; et, deri ve yağlar hususunda şüphe edilirse itina edilmesi gerektiğini ve diğer şeylerde şüpheye itina etmek gerekmediğini ileri sürdü; bu görüş doğru mudur? Ama, burada bir kısım nebati yağlar vardır ki, üzerlerindeki yazı gereğince sakıncalı maddelerden arıdırlar. Fakat; kardeşlerden birinin yaptığı inceleme sonucu onlardan bir kısmına az bir miktarda hayvan yağı katıldığı halde bunun yazılmadığı anlaşılmıştır. Bu konunun şer'î hükmü nedir?

C: Et, yağ ve deri gibi helal oluşu veya helal oluşu ve temizliği şer'î usullere göre kesilmeğe bağlı olan her şey, gayr-i İslami ülkelerde haram olma bakımından leş ve şer'î usûllere göre kesilmeyen et hükmündedir. Ama, temizlik açısından şer'î usullere göre kesilmediği kesin olarak bilinmediği takdirde pâktır. Hayvanî yağa gelince; şer'î usullere göre kesilmemiş hayvandan çıkarıldığı veya necis bir şeye değerek necis olduğu bilinmedikçe temiz ve helaldir.

S.285: Cünüp olan bir kimsenin elbisesi meni ile necis olursa, el veya elbise ıslak olduğu takdirde ona el sürmenin hükmü nedir? Yine cünüp olan kimse, elbisesini temizlemesi için diğerine vermesi câiz midir? Ve ihtilam olan şahsın elbisesini kendi isteğiyle yıkayan kimseye, elbisesinin necis olduğunu haber vermesi garekir mi?

C: Meni necistir, sirayet edici bir rutubetle başka bir şeye değdiğinde onu da necis eder. Elbiseyi yıkayan kimseye onun necis olduğunu söylemek gerekmez.

S.286: Ben idrardan sonra istibra yapıyorum; fakat, istibradan sonra benden meni kokusu veren bir akıntı geliyor. Bu durumda namaz hususunda görevim nedir?

C: Eğer; meni olduğunu kesin olarak bilmiyorsanız ve meninin şeriatca belirlenen alametleri de bulunmazsa, meni hükmünü taşımaz.

S.287: Karganın pisliği necis midir?

C: Pâktır.

S.288: İlmihal kitaplarında eti yenilmeyen hayvanların ve kuşların pisliğinin necis olduğu yazılmıştır. Bu durumda sığır, koyun ve tavuk gibi eti yenilen hayvanların pisliği pâk mıdır?

C: Eti yenilen hayvanların pisliği pâktır.

S.289: Eğer; tuvalet taşının kenarında veya tuvaletin içinin herhangi bir yerinde gâit olur ve kür su ya da az suyla yıkanır ama ayn-ı necis kalırsa, ayn-ı necisin olmadığı ve yıkanırken su ulaştığı yerler pâk mıdır?

C: Necasete bağlı olan necis suyun ulaşmadığı yerler temizdir.

S.290: Misafir, konuk olduğu evde herhangi bir şeyi necis ederse ev sahibine haber vermesi gerekir mi?

C: Necis ettiği şey yiyecek, içecek ve yemek kapları değilse bildirmesi gerekmez.

S.291: Necis olmuş şeye değen başka bir şey de necis olur mu? Eğer; necis olursa, bu hüküm zincirleme olarak bütün vasıtalar için mi geçerlidir, yoksa yalnızca yakın vasıtalar için mi?

C: Necis olmuş şeye değen başka bir şey necis olur. Ve yine necislenmiş şeye değen şey de necis olur; ve yine ihtiyat gereği ikinci necislenmişe değen şey de necis olur. Ama, üçüncü necislenmişe değen şey necis olmaz.

S.292: Şer'î usullere göre kesilmemiş olan hayvanın derisinden imal edilmiş ayakkabıyı giyen kimsenin, her abdest almadan önce ayağını yıkaması gerekir mi? Bazıları, ayakkabı içerisinde ayağın terlediği takdirde ayakları yıkamanın gerektiğini söylüyorlar. Genel olarak da her türlü ayakkabıda az-çok ayaklar terlemektedir. Bu konuda görüşünüz nedir?

C: Böyle bir ayakkabı içerisinde ayakların terlediği anlaşılırsa namaz için ayakları yıkamak gerekir.

S.293: Devamlı kendisini necis eden çocuğun elinin rutubeti, ağız suyu ve artığının hükmü nedir. Yine, ıslak ellerini avret yerlerine süren çocukların hükmü nedir?

C: Necis olduğu kesin olarak bilinmezse pâktır.

S.294: Ben bir dişeti hastalığına yakalanmış bulunmaktayım. Doktorun teşhisine göre devamlı olarak dişetlerimi fırçalamam gerekiyor. Dişlerimi fırçalamam ise diş etlerimin bazı yerlerinin siyahlaşmasına sebep oluyor. Dişetlerimin içerisinde kan toplanmış gibi oluyor. Üzerine bıraktığım kağıt mendil kırmızılaşıyor. Bu yüzden kür suyla ağzımı temizlemeğe çalışıyorum. Ancak; katılaşmış olan bu kan uzun bir müddet kalıyor ve yıkamakla da gitmiyor. Ağzımı kür sudan çıkardığımda ağzımda kalan ve dişeti altındaki kana değen bu su necis midir, yoksa o da ağız suyunun bir parçası sayılarak pâk mıdır?

C: Ondan sakınmak ihtiyata uygun olmakla birlikte temizdir.

S.295: Yemek yerken diş etlerinde katılaşmış olan kana değen yemek necis olur mu? Necis olduğu takdirde, yemeği yuttuktan sonra ağzın iç kısmı necis kalır mı?

C: Mezkûr durumda, yemek necis olmaz ve yutulmasında bir sakınca yoktur. Ağzın içi de temizdir.

S.296: Bir süredir makyaj malzemelerinin necis olduğuna dâir söylentiler var; söylentiye göre, çocuk dünyaya geldiğinde dış zar alınıp, soğuk hava depolarında muhafaza ediyorlar ve hatta dünyaya ölü olarak gelen çocuğu alıp aynı şekilde muhafaza ediyorlar ve bundan da ruj gibi makyaj malzemeleri yapıyorlar. Biz de bazen bunları kullanıyoruz ve hatta bazı zamanlar ruj yeniliyor bile; bunlar necis midir?

C: Söylentiler, makyaj malzemelerinin necis olduğuna dâir şer'î delil sayılmazlar. Şeriatca muteber olan bir yolla onların necis olduğu isbatlanmadıkça sürece onları kullanmanızın sakıncası yoktur.

S.297: Elbiseden veya kumaş parçalarından ince küçük tüyler dökülmektedir. Elbise yıkarken leğene baktığımızda bu tüyleri görüyoruz. Bu durumda, musluğun altında suyla dolu olan leğene elbiseyi daldırdığımızda leğenin kenarlarından etrafa su taşıyor. Ben de leğenden taşan suyun içerisinde bu tüylerin olması nedeniyle bu sudan ihtiyat edip o yerleri yıkıyorum. Yine, çocukların elbiselerini çıkardığımda kuru bile olsalar çıkardığım yere bu tüylerden düşmüştür düşüncesiyle oraları yıkıyorum, bu ihtiyat gerekli midir?

C: Sorudaki durumda, musluktan su döküldüğü halde leğenden taşıp akan su, elbiseden ayrılıp su yüzünde yüzen tüylerle birlikte pâktır. Nitekim çocukların necis elbiselerinin çıkarıldığı yerin, kuru olduğu takdirde bu tüylerle necis olmasının bir dayanağı yoktur. Böylece, sorudaki her iki hususta da ihtiyat etmek için bir sebep yoktur.

S.298: Rutubet ne derecede olursa necasetin sirayet etmesine sebep olur?

C: Ölçü, yaş bir cisim başka bir cisme değdiğinde birinin ıslaklığının hissedilir bir şekilde diğerine geçmesidir.

S.299: Hıristiyan ve Yahudiler gibi dinî azınlıkların da elbiselerini verdikleri kuru temizleyicilere verilen elbiseler pâk mıdır? Ayrıca; buralarda temizleme işlemi kimyasal maddelerle yapılmaktadır.

C: Kuru temizleyicilere verilen elbiseler önceden necis değillerse, yine de temizdirler ve elbiselerin ehl-i kitap olan dini azınlıkların elbiselerine değmeleri onların necis olmasına sebep olmaz.

S.300: Tam otomatik çamaşır makinelerinde yıkanan necis elbiseler pâk olur mu? Bu çamaşır makinelerinin çalışma tarzı şöyledir: Birinci defada çamaşır tozuyla birlikte çamaşır makinesine koyulan çamaşırların üzerine bir miktar su dökülür ve çamaşır makinesi biraz çalışınca, çamaşır makinesinin kapâk camı ve etrafındaki plastik üzerinde köpük oluşur. Sonra köpük bunları tamamen kapatınca ikinci kez su alıyor. Daha sonra da makine otomatik olarak çamaşırı üç defa az suyla yıkıyor ve her defasında suyu dışarıya atıyor. Sizden ricamız, böyle yıkanan çamaşırların pâk olup olmadıklarını açıklamanızdır.

C: Necasetin kendisi giderildikten sonra, musluğa bağlı olan su, çamaşır makinesinin içerisindeki elbiselere ve çamaşır makinesinin içinin her tarafına ulaştıktan sonra ondan ayrılıp dışarı çıkarsa bu şekilde yıkanan elbiseler pâktırlar.

S.301: Yere, havuza veya çamaşır yıkanan hamamlara dökülen su, insanın elbisesine sıçrarsa, elbise necis olur mu?

C: Temiz yere dökülen sudan sıçrayan su da pâktır.

S.302: Belediyeye bağlı çöp kamyonlardan caddelere akan su, bazen şiddetli rüzgar nedeniyle halkın üzerine sıçramaktadır. Bu su pâk mıdır?

C: O suyun necise değmesi sonucunda necis olduğu kesin olarak bilinmediği takdirde temizdir.

S.303: Cadde üzerindeki çukurlarda toplanan sular pâk mıdır?

C: Bu tür sular pâktır.

S.304: Yemek, içmek hususunda, temizlik ve necaset hükümlerine önem vermeyen kimselerin evlerine gidip gelmenin hükmü nedir?

C: Taharet ve necaset konusunda necis olduğu kesin olarak bilinmeyen bir şey, şeriatın zahiri hükmüne göre pâk sayılır.

S.305: Aşağıda geçen kusmukların şer'î açıdan hükümlerini açıklar mısınız: a- Süt emen çocuğun kusmuğu. b- Süt emen ve yemek yiyen çocuğun kusmuğu. c- Bulûğa ermiş insanın kusmuğu.

C: Hepsi pâktır.

S.306: Eğer bir kaç şeyden biri necis olur ama; hangisinin necis olduğu bilinmezse bunlara değen şeyin hükmü nedir?

C: Onların hepsine değmedikçe, bazısına değen şey hakkında necis hükmü uygulanmaz.

S.307: Hangi dinden olduğu bilinmeyen bir kimse elinde sirayet edici (geçici) ıslaklık olduğu halde yiyecek maddeleri satmaktadır; satış esnasında gıda maddelerine dokunmaktadır. Ona hangi dine mensup olduğu sorulması gerekir mi, yoksa “her şeyin aslında temiz olduğu” ilkesi onun hakkında da geçerli midir? Elbette, bu kimse İslam ülkesi vatandaşlarından değildir ve oraya çalışmak için gelmiştir.

C: Ona hangi dine bağlı olduğunu sormak farz değildir. Onun kendisi ve ıslak olarak dokunduğu şeyler hakkında “her şeyin temiz olduğu” ilkesi geçerlidir.

S.308: Eğer insanın kendi evinde veya akrabalarından birinin evinde ya da her zaman gidip geldiği evlerin birinde necasete ehemmiyet vermeyen bir kimse olur ve bu şahıs o evin ve evdeki eşyaların temizlenmeyecek kadar geniş ölçüde necis olmasına sebep olursa, bu evde yaşayanların görevleri nedir? Böyle bir durumda insan nasıl temiz kalabilir. Özellikle de sahih olması taharete bağlı olan namazlar için ne yapmak gerekir. Bu durumun hükmü nedir?

C: Evin hepsini temizlemek gerekmez. Namazın sahih olması için de namaz kılanın elbisesiyle -secdede- alnın temas ettiği yerinin temiz olması yeterlidir. Evin ve eşyalarının necis olması, namazda ve yemek-içmekte temizliğe riayet etmekten fazla bir yükümlülük gerektirmez. 

 

 

Sarhoş Edici Şeyler

S.309: Ateşte kaynayan ve üçte biri gitmeyen, ancak, sarhoş edici de olmayan üzüm ve hurma suyunun hükmü nedir?

C: İçilmesi haramdır, ama necis değildir.

S.310: İçerisinde bir veya bir kaç üzüm tanesi olan yetişmemiş üzümün (korukun) suyunu çıkarmak amacıyla kaynatılırsa, kaynatıldıktan sonra geriye kalan suyun haram olduğu söylenmektedir. Bu söz doğru mudur?

C: Eğer üzüm taneleri, çok az olur ve ona üzüm suyu denilmeyecek şekilde korukun suyunda kaybolup giderse helaldır. Ama eğer, üzüm tanelerinin kendisi ateşde kaynarsa haramdır.

S.311: Günümüzde -sarhoş edici- alkol bir çok ilaçların (özellikle de sıvı ilaçların) ve güzel kokuların (özellikle de dış ülkelerden getirilen kolonyaların) yapımında kullanılmaktadır. Bu durumda, bunu bilen veya bilmeyen kimselerin bu tür şeylerin alım-satımına, teminine, kullanımına ve diğer istifadelerine izin veriyor musunuz?

C: Mezkûr alkolün asaleten sıvı ve sarhoş edici şeylerden olduğu bilinmezse temizdir ve bunun karışık olduğu sıvı maddelerin alım satımı câizdir.

S.312: Sağlık görevlilerinin tedavi ederken ellerini ve tıbbî malzemeleri mikroplardan temizlemek için beyaz alkol kullanmaları câiz midir? Beyaz alkol tıbbî bir alkol olmanın yanısıra içilebilir de. Formülü ise “C2 HOOH”tır. Ayrıca, üzerine bu alkolden bir damla veya daha fazla dökülmüş elbiseyle kılınan namaz sahih midir?

C: Asaleten sıvı olduğu bilinmeyen alkol sarhoş edici olsa bile temizdir, onun tıbbî ve gayri tıbbî işlerde kullanılmasının bir sakıncası yoktur. Böyle bir maddenin bulaştığı elbiseyle namaz kılmak sakıncasızdır.

S.313: İlaç ve gıda sanayiinde “Kefir” denen bir madde kullanılmaktadır. Bu madde, karıştırılınca elde edilen maddede yüzde beş veya yüzde sekiz oranında bir alkol meydana gelmektedir. Bu miktardaki alkol o maddeyi kullanan kimse için herhangi bir sarhoşluğa yol açmıyor. Bu maddenin kullanılmasında şer'î açıdan bir mahzur var mıdır?

C: Elde edilen maddede bulunan alkol kendi zatında sarhoş edici ise, elde edilen maddeye karıştırılması ve miktarının az olması yüzünden sarhoş edici olmasa bile, necis ve haramdır. Ama; eğer onun kendi zatında sarhoş edici olup olmadığından veya aslen sıvı olup olmadığından şüphe edilirse hüküm değişir.

S.314: a- Etilalkol necis midir? (Galiba sarhoş edici içkilerin içerisinde olup sarhoşluğa yol açan alkol bu alkoldür) b- Alkolün necis olmasındaki ölçü nedir? c- Bir meşrubatın sarhoş edici olduğunu tespit etmenin yolu nedir? d- Sanaî alkolünden maksat nedir?

C: a- Aslen sıvı ve sarhoş edici olan bütün alkoller necistir. b- Ölçü aslen sıvı ve sarhoş edici olmasıdır. c- Eğer; mükellefin kendisinin kesin bilgisi olmazsa, güvenilir uzman kişinin bildirmesi yeterlidir. d- Sanaî alkolünden maksat boyacılık, ressamcılık ve benzeri işlerde kullanılan alkoldür.

S.315: Çarşı pazarda satılmakta olan ülke içerisinde üretilen kola, pepsi gibi meşrubatları içmenin hükmü nedir? Elbette, bu gibi mamullerin temel maddeleri dış ülkeden getirilmektedir ve bunların alkolü ihtiva etme ihtimali vardır.

C: Bu gibi şeyler temiz ve helaldir. Ama eğer, mükellef bunların aslen sıvı olan sarhoş edici alkolü ihtiva ettiğini kesin olarak bilirse necis ve haramdır.

S.316: Gıda maddelerini satın alırken onları satan veya yapan kimselerin onlara ellerini vurup vurmadığını veya onların yapımında alkol kullanıp kullanmadıklarını araştırmak gerekir mi?

C: Sormak ve araştırmak gerekmez.

S.317: Kimyasal gazlara karşı etkili olan bir ilacın (sprey atropine sülfat) formülünde alkol temel role sahiptir. Yani; alkol de eklenmezse bu ilaç üretilemez. Öte yandan bu ilaç, İslam ordularını kimyasal sinir gazları karşısında koruyabilecek bir silahtır. Acaba anlattığımız şekilde alkolü ilaç sanayiinde kullanmamız câiz midir?

C: Aslen sıvı ve sarhoş edici olan alkol, necis ve haramdır. Ancak; onun bir ilaç olarak kullanılmasında Herhalukârda bir sakınca yoktur. 

 

Vesvese ve Çaresi

S.318: Bir kaç yıldan beridir vesveseye duçar olmuş bulunmaktayım. Bu durum, beni çok rahatsız etmektedir. Günden güne vesvesem daha da şiddetlenerek her şeyden şüphe eder hale geldim. Hayatım sanki şüphe üzerine kurulmuştur. Çoğunlukla da yiyecek maddeler ve ıslak eşyalar hususunda şüpheye düşüyorum. Bu nedenle, diğer normal insanlar gibi hareket edemiyorum. Bir yere gittiğimde ayağımın terlediğini ve necise değmesi sonucu, necis olacağını düşünerek hemen çorabımı çıkarıyorum ve hatta halı üzerinde oturamıyorum. Oturduğumda da elbiseme halı tüyleri yapışmaması ve onu suyla yıkamak zorunda kalmamak için, her zaman üstümü çırparak halının üzerinden kalkıyorum. Şimdi; artık bu işlerimden utanıyorum. Her zaman rüyamda maneviyatlı birisini görüp ona derdimi söylemeyi arzu ediyorum. Bu konuda bana yol göstermenizi rica ediyorum.

C: Taharet ve necaset hükümleri, ilmihal kitaplarında açıklanmıştır. Şeriatın necis olduğuna hükmettiği ve insanın kesin olarak bildiği şeyler dışında her şey şeriatca temizdir. Bu durumda; vesveseden kurtulmak için rüya görmeğe veya mucize olmasına gerek yoktur. Sadece mükellefin kendi şahsi düşüncelerini bir kenara atarak mukaddes İslam şeriatına inanıp onunla amel etmesi ve necis olduğunu kesin olarak bilmediği şeyleri necis saymaması gerekir. Kapının, duvarın, halının, kullandığınız diğer eşyaların necis olduğunu nereden biliyorsunuz? Üzerinde yürümekte olduğunuz veya oturmakta olduğunuz halının tüylerinin necis olduğunu ve onun çorabınıza, elbisenize ve bedeninize sirayet edeceğini nereden biliyorsunuz? Velhasıl; bu halinizle vesveseye önem vermeniz câiz değildir. Vesveseye itina etmemeğe çalışmanız ve vesveseye itina etmemeğe devam etmeniz inşaallah kendinizi vesvesenin pençesinden kurtarmaya yardım edecektir.

S.319: Ben bir kaç çocuk annesi, yüksek tahsilli bir kadınım. Taharet konusunda zorluk çekiyorum. Dindar bir ailede büyüdüğüm için İslam'ın bütün hükümlerine riayet etmek istiyorum. Küçük çocuklarımın idrar ve gâitini temizlediğim zaman, tuvalet taşına dökülen su ayağıma, yüzüme ve hatta başıma bile sıçrıyor, bu yüzden her defasında suyun sıçradığı yerleri yıkamak zorunda kalıyorum. Bu ise yaşantımda bir çok zorluklara sebep oluyor. Öte yandan, taharet meselesi, benim dinim ve akidemle ilgili olduğu için önem vermek zorundayım. Hatta; bu yüzden psikologa bile müracaat ettim; ama, bir netice alamadım. Bu arada beni zor durumda bırakan diğer şeyler de vardır. Örneğin; necis olan şeyin tozu veya çocuğun eli necis olduğu zaman ya onları yıkamak zorunda kalırım ya da bir şeye el sürmelerini önlüyorum. Necis olan bir şeyi yıkamak benim için çok zor oluyor; eğer, aynı şey yalnızca kirli olsaydı onu yıkamak benim için kolay olurdu. Bu hususta bana yol göstererek yaşantıyı kolaylaştırmanızı rica ediyorum.

C: a) Mukaddes İslam şeriatına göre necaset ve taharette şüphe edildiğinde taharet asıldır. Yani; bir şeyin necis olduğu hususunda şüphe edildiğinde hemen onun temiz olduğuna hükmetmek gerekir. b) Necaset konusunda şiddetli hassasiyetleri olan kimseler (bu gibileri İslam fıkhında vesveseci olarak adlandırırlar) bazı yerlerde bir şeyin necis olduğunu kesin bilseler dahi, normal bir insanın kanaat getireceği şekilde gözleriyle görmedikçe, o şeyin necis olmadığına hükmetmeleri gerekir. Bu hüküm, böyle kimseler hakkında mezkûr hassasiyetleri kalkıncaya kadar geçerlidir. c) Necis olan her şey veya bedenin herhangi bir yerinin temiz olması için, necasetin aynının giderilmesinden sonra musluk suyuyla yalnızca bir defa yıkanması yeterlidir. Tekrar yıkamak ya da suyun altına tutmak gerekmez. Necis olan şey, elbise ve benzeri şeyler olduğu takdirde de içindeki suyun dışarı çıkması için normal miktarda sıkılır. d) Siz, necaset konusunda şiddetli bir hassasiyete yakalandığınızdan dolayı şunu bilmelisiniz ki, necis toz nasıl olursa olsun sizin için necis değildir. Çocuğun elinin necis veya temiz olduğuna da dikkat etmeniz gerekmez. Kanın bedenden temizlenip temizlenmediğini de inceden inceye araştırmanıza gerek yoktur. Bu hüküm; hassasiyetinizin tamamen yok olmasına kadar geçerlidir. e) İslam dininin hükümleri kolaylık üzere kurulmuştur. Bu hükümler insan fıtratıyla tam bir uyum içerisindedir. Öyleyse; bu hükümler yoluyla cisim ve ruhunuza eziyet edip zarar vermeyin. Bu gibi konulardaki ıstırap ve vesveseciliğiniz yaşantınıza acı vermekten başka bir şeye yaramaz. Allah Teala, ne kendinize ve ne de sizinle ilişkide olanlara eziyet etmenize razı değildir. Kolaylık dininin şükrünü yerine getirin. Bu nimetin şükrü de Allah Teala'nın emirlerine uygun olarak hareket etmekle olur. f) Bu durum; geçici ve tedavisi olan bir durumdur. Bir çok insan vesveseye müptela olduktan sonra yukarıda söylenildiği şekilde amel ederek ondan kurtulmuşlardır. Siz de, Allah Teala'ya tevekkül edin, himmet ve iradenizi kullanarak kendinizi bu konuda rahatlatın. 

 

Ehl-i Kitap ve Diğer Fırkaların Hükmü

 

S.320: Bazı fakihler ehl-i kitabın temiz, bazıları da necis olduğunu söylüyorlar; bu konuda sizin görüşünüz nedir?

C: Ehl-i kitabın zat itibarıyla necis olduğu malum değildir. Onların zat itibarıyla temiz oldukları görüşündeyiz.

S.321: Ehl-i kitaptan olup da, fikrî olarak peygamber efendimizin peygamberliğine inanan; ama buna rağmen, kendi baba ve dedelerinin geleneklerini sürdüren kimseler taharet açısından kafir hükmündeler mi?

C: Yalnızca peygamber efendimizin peygamberliğine inanması bir kimsenin Müslüman olduğuna hükmetmek için yeterli değildir. Ancak eğer; onlar ehl-i kitaptan sayılıyorlarsa (yine de) temizdirler.

S.322: Bir kaç arkadaşla birlikte bir ev kiraladık; sonra arkadaşlarımızdan birinin namaz kılmadığını gördük, sebebini sorunca, kalben Allah'a inandığını ama namaz kılmadığını söyledi. Biz onunla birlikte yemek yiyoruz ve aramızda geniş ve çok yakın ilişkiler var. Acaba, böyle birisi pâk mıdır?

C: Sadece namazı, orucu veya diğer şer'î farzları terketmesi Müslüman'ın mürtet olmasına (dinden çıkmasına) ve necis olmasına sebep olmaz. Bir Müslüman'ın mürtet olduğu ispatlanmadıkça diğer Müslümanların hükmündedir.

S.323: Ehl-i kitaptan kastedilen hangi dinlerdir. Ve onlarla ilişki sınırlarını belirleyen ölçü nedir?

C: Ehl-i kitaptan maksat, kendisini ilahî bir dine mensup kılıp, Allah'ın peygamberlerinden bir peygamberin (a.s) ümmeti sayan Yahudiler, Hıristiyanlar ve Zerdüştiler gibi semavi kitapları olan kimselerdir. Hatta; yaptığımız araştırmaya göre Sabiiler de ehl-i kitaptandır. İşte bunlar ehl-i kitap hükmünde olan kimselerdir ve İslam'ı ölçü ve ahlaka riayet edilerek bunlarla muaşerette bulunmanın bir sakıncası yoktur.

S.324: Aliyullahiler adında bir fırka vardır; Emir-ul Mü'minin Ali'yi (a.s) ilah olarak kabul eden, namaz ve oruç yerine dua etmeğe inanan bunlar necis midir?

C: Eğer, Emir-ul Mü'minin Ali'nin (a.s) ilah olduğuna inanıyorlarsa, onlar ehl-i kitap olmayan gayri müslimlerin hükmündedir.

S.325: “Hz. Ali (a.s) ilah değildir, ama ilahtan aşağı da değildir” diyen ve Aliyyullahiler olarak adlandırılan fırkanın hükmü nedir?

C: Eğer Allah Teala'ya ortak koşmuyorlarsa, müşrik hükmünde değildirler.

S.326: On iki imam Şiaları tarafından Hz. İmam Hüseyin (a.s) veya Ashab-ı Kisa (a.s) için yapılan nezirler Aliyullahiler fırkasının toplandığı yerlere harcamak -ki, bu gibi yerlerin güçlenmesine sebep oluyor- câiz midir?

C: Muvahhidlerin önderi Hz. Ali'nin (a.s) ilah olduğuna inanmak batıl bir akidedir. Bu inanç kişinin İslam dininden çıkmasına sebep olur. Bu akidenin yayılmasına yardım etmek haramdır; ayrıca, nezredilen şey, ancak nezredildiği yerde harcanabilir.

S.327: Bizim bölgemizde ve diğer bazı bölgelerde kendilerine İsmailiyye ismini veren bir fırka vardır. Bunlar imamlardan altısına inanıyorlar; ama, dinî farizalardan hiç birine inanmıyorlar; yine velayet-i fakih ilkesine de inançları yoktur. Bu fırkaya mensup olanlar necis midir?

C: Yalnızca imamların (a.s) altısına veya herhangi bir dini hükme inanmamak dinin aslını ve peygamber efendimizin peygamberliğini inkara götürmezse, kafir olmaya ve necisliğe sebep olmaz. Ama eğer; imamlardan (a.s) birine ihanet eder veya (haşa) küfrederlerse, kafir ve necis olurlar.

S.328: Halkın mutlak çoğunluğunun kafir (Budist) olduğu bir ülkede bir üniversite öğrencisi bir ev kiralarsa, evin taharet ve necaset açısından hükmü nedir? Bu evi yıkayıp temizlemek gerekir mi? Şunu da belirtmek gerekir ki, bu evler çoğunlukla tahtadan yapıldığından onları yıkamak mümkün değildir. Ayrıca; otellerin ve otellerdeki eşyaların hükmü nedir?

C: Ehl-i kitap olmayan bir kafirin, beden ve elinin tesir edici ıslaklıkla bir şeye değdiği ispatlanmadıkça onun necis olduğuna hükmedilmez; necis olduğu kesin olarak bilinse de ev ve otellerin kapı ve duvarlarını ve onlarda olan eşyaları yıkamak gerekmez. Ancak; necis olan şey yemek, içmek veya namazda kullanılırsa, onu yıkamak gerekir.

S.329: Huzistan bölgesinde kendilerine Sabiiler adını veren büyük bir grup yaşamaktadır. Onlar; “biz Hz. Yahya'ya (a.s) tabiyiz ve onun kitabı bizim yanımızdadır” diyorlar. Din alimlerinin görüşünde de bunların Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen Sabiiler olduğu ispatlanmıştır. Bunların ehl-i kitap olup olmadığı hususunu açıklamanızı rica ediyoruz.

C: Adı geçen taife ehl-i kitap hükmündedir.

S.330: Kafir birinin yaptığı evin necis olduğu ve orda namaz kılmanın mekruh olduğu söylenmektedir. Bu doğru mudur?

C: Böyle bir evde namaz kılmak mekruh değildir.

S.331: Yahudilerin ve diğer kafir fırkalarının yanında çalışmanın ve onlardan ücret almanın hükmü nedir?

C: Eğer iş haram işlerden olmaz, İslam'ın ve Müslümanların genel maslahatlarına da aykırı olmazsa, sakıncası yoktur.

S.332: Askerlik görevini yaptığım bölgede, Elhak mezhebine mensup olan aşiretler yaşamaktadır. Onlardan yoğurt, süt gibi yiyecek, içecek alıp yemek câiz midir?

C: Eğer, İslam'ın temel inançlarına inanıyorlarsa, taharet ve necaset konusunda diğer Müslümanların hükmündedirler.

S.333: Öğretim görevlisi olarak yaşadığımız köyün halkı Elhak fırkasına mensup oldukları için namaz kılmazlar ve biz onların yemek ve ekmeklerinden yemek zorundayız. Çünkü; sürekli olarak bu köyde kalıyoruz. Bu durumda, bizim namazlarımızın bir sakıncası var mı?

C: Eğer tevhidi, nübüvveti veya dinin diğer zaruri hükümlerinden birini inkar etmezler ve peygamber efendimizin risaletinin eksik olduğuna da inanmazlarsa; onların kafir ve necis olduklarına hükmedilmez. Aksi takdirde, onlara dokunulduğunda ve yemeklerini yerken taharet ve necaset hükümlerine riayet edilmelidir.

S.334: Akrabalarımızdan biri komünist idi. Çocukluğumuzda bizlere bir çok eşya ve araç-gereç vermişti. Şimdiye kadar aynı şekilde kalan o eşya ve araç-gereçlerin hükmü nedir?

C: Eğer, kafir ve mürtet olduğu ispatlanır ve bulûğ çağına ulaştığında, Müslüman olduğunu belirtmeden kafirliği seçmiş olursa, onun malları diğer kafirlerin malları hükmündedir.

S.335: Aşağıdaki sorulara cevap vermenizi rica ediyoruz: 1- İlkokul, ortaokul ve lise gibi çeşitli tahsil dönemlerinde erkek veya kız, okulun içinde veya dışında, mükellef olsun veya olmasın batıl Bahai fırkasına mensup öğrencilerle Müslüman öğrencilerin oturup kalkmalarının, tokalaşmalarının hükmü nedir? 2- Bahaî olduklarını söyleyen veya Bahaî oldukları kesin olarak bilinen öğrencilere karşı eğitim görevlilerinin ve öğretmenlerin tutumu nasıl olmalıdır? 3- Su muslukları ve sabun gibi bütün öğrencilerin ortaklaşa kullandıkları eşyaları kullanmanın şer'î hükmü nedir? Elbette, bu gibi eşyalara ıslak el ve bedenle dokunulduğu bilinmektedir.

C: Batıl Bahaî fırkasına bağlı olan her şahıs necistir. Taharetin şart olduğu işlerde, Bahailer'in ıslak olarak temas ettikleri şeyde taharet hükümlerine riayet etmek gerekir. Ama; eğitim görevlileri ve öğretmenlerin Bahaî öğrencilere karşı tutumlarına gelince, onlarla olan ilişkilerin kanunlara ve İslam ahlakına uygun olmalıdır.

S.336: Mü'min kadın ve erkeklerin, sapık Bahaî fırkası karşısındaki görevlerini ve o fırkaya mensup olanların, İslam toplumu arasında bulunmalarının getirdiği yükümlülüklerin neler olduğunu açıklar mısınız?

C: Sapık Bahaî fırkasının hile ve fesatlarına karşı koymak ve diğer Müslümanların onlara meyletmelerini engellemek bütün mü'minlere bir görevdir.

S.337: Bazen sapık Bahai fırkası mensupları bizlere yiyecek veya başka şeyler getiriyorlar, onlardan yararlanmak câiz midir?

C: Onların hediyelerini geri çevirip kabul etmemek farz değildir. Onların bedenlerinin ıslak olarak temas ettiğinden şüphelendiğiniz yerde de, o şeylerin pâk olduklarına hükmedin. Ancak; onları irşat ederek İslam'a meyillendirmeğe çalışmalısınız.

S.338: Çevremizde bir çok Bahaî fırkası mensupları yaşamaktadır. Onlar evimize de çok gelip gidiyorlar. Bazıları, onların necis, bazıları da pâk olduklarını söylüyorlar. Bu Bahailer ise kendilerinden güzel ahlak göstermekteler. Bunlar pâk midir?

C: Onlar necistirler. Onlar sizin din ve imanınızın düşmanıdırlar. Onlardan sakının.

S.339: Müslümanların ve kafirlerin ortak olarak kullandıkları otobüs ve tren koltuklarının hükmü nedir? Bazı bölgelerde kafirlerin sayısı Müslümanlardan daha çoktur. Öte taraftan hava sıcaklığı, terlemeye ve rutubetin sirayet etmesine sebep olduğu da bilinmektedir.

C: Necis oldukları bilinmezse, temiz hükmündedirler.

S.340: Yurt dışında öğrenim görmek gayri müslimlerle ilişkide bulunmayı gerektiriyor. Böyle bir yerde, kafirlerin ıslak elinin temas etme ihtimali olduğu takdirde, onların eliyle imal edilen (şer'î usullere göre kesilmeyen hayvanın eti gibi haramdan olan bir şeyi ihtiva etmemek kaydıyla) gıda maddelerini yemenin hükmü nedir?

C: Yalnızca, kafirin elini yaş olarak gıda maddesine dokundurduğu ihtimali o gıda maddelerinden çekinmeyi farz kılmaz; kesin olarak temas ettiği bilinmedikçe o şey temiz hükmünü taşır. Eğer kafir; ehl-i kitaptan olursa, zat itibariyle necis değildir ve elinin ıslak olarak bir şeye değmesi onun necis olmasına sebep olmaz.

S.341: İslam hükümetinde yaşamakta olan bir Müslüman, bir kafirin hizmetinde olur ve onun bütün masrafları o kafir tarafından karşılanır ve aralarında sıcak dostluk ilişkisi olursa; böyle bir Müslüman'la sıkı ailevi ilişki kurup bazı vakitler onun yemeğinden yemek câiz midir?

C: Sözü edilen Müslüman'la diğer Müslümanların ilişki kurmalarında bir sakınca yoktur. Ancak; söz konusu Müslüman'ın akidesinde ve diğer konularda, hizmet ettiği gayri müslim tarafından saptırılma ihtimali varsa, onun bu işten uzaklaşması ve diğer Müslümanların da onu münkerden nehyetmeleri farzdır.

S.342: Kayınbiraderim (maalesef bazı sebeplerden dolayı) bir kaç yıl önce tamamen dinden çıkarak mürtet oldu. Hatta; dinin bazı mukeddasatına ihanet edecek kadar ileri gitti. Ama, şimdi mürtet oluşundan bir kaç yıl geçtikten sonra, gönderdiği bir mektupla İslam'a inandığını, fakat namaz kılmadığını ve oruç tutmadığını belirtmektedir. Bu durumda, annesinin, babasının ve diğer aile fertlerinin onunla ilişkileri nasıl olmalıdır? Necis telakki edilmesi gereken kafir hükmünde midir?

C: Önceden mürtet olduğu ispatlanmışsa, sonradan tevbe edince pâk olur. Anne-babasının ve diğer aile fertlerinin de onunla ilişkilerinde bir mahzur yoktur.

S.343: Oruç gibi dinin zaruri hükümlerinden birini inkar eden kimse kafir hükmünde olur mu?

C: Eğer dinin zaruriyatından bir şeyi inkar etmesi, peygamberliği inkar etmek veya peygamber efendimizi yalanlamak ya da şeriati eksik bilmek anlamına gelirse bu küfür (kafirlik) ve irtidat sayılır.

S.344: Mürtet ve harbî kafirler için konulan ceza kanunları İslam önderliğinin yükümlülüğü dahilinde olan siyasî bir hüküm müdür? Yoksa kıyamet gününe kadar değişmez olan şer'î bir ceza mıdır?

C: Bu cezalar şer'î ve ilahî olan bir hükümdür.